24 Haziran 2013 Pazartesi

YUSUF HALAÇOĞLU İMAMOĞLU ve ERMENİLER

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Bu başlığı okuyanlar hemen Yusuf Halaççoğlu’nun Ermeniler üzerine çalışmalarını biliyoruz da İmamoğlu’yla olan ilgisi ne?dediklerini duyar gibiyim. Tabiki İmamoğlu ile ilgili bağlantısına geçmeden önce Yufus Halaçoğlu’ndan az da olsa bahsedeyim.Yusuf Halaçoğlu 1949 tarihinde Kozan’da dünyaya gelir. Türkiye’nin son dönemlerde yetiştirdiği en büyük tarihçiler arasındadır. Özellikle Ermeniler ve Türkmenler üzerine yaptığı çalışmalarıyle bilinmektedir. TTK’nın başkanlığını da yapmıştır. MHP milletvekilliğini yap
Yusuf Halaçoğlu'nun
 İmamoğlu'ndaki akrabalarından
  Hüseyin Atıcı
maktadır.[1]
İmamoğlu Tarihi üzerine çalışırken bir gün Saygeçit Mahhallesi’nden Hüseyin Atıcı ile sohbet etme fırsatımız oldu. Hüseyin Atıcı kendilerinin Avşar olduklarını ve Yusuf Halaçoğlu ile  amca çocukları sayıldıklarını belirtti.  Ayrıca Hüseyin Bey ve ailesi İmamoğlu’nda Halaçlar diye bilinmektedir.Nitekim Yusuf Halaçoğlu Habertürk kanalında yayınlanmakta olan Tarihin Arka Odası isimli programda Atıcı soyadına sahip ailelerin kendisinin yakın akraba olduklarını doğruladı. Burdan hareketle Yusuf Halaçoğlu’nun İmamoğlu ile ilgili bir bağlantısı daha vardır. Oda Yusuf Halaçoğlu’nun Saygeçitteki akrabalarından biri Ermeniler tarafından şehit edilmiştir. Olay 1920 tarihlerinde gerçekleşmiştir. Halaçoğlu Mehmet bir grup arkadaşıyla Adana’ya mal satmaya gider. Geri dönüşte Sarıçam denilen yerde Ermeni Kamavorları tarafından  feci şekilde şehit edilirler.[2]




[1] Hayatı hakkında daha geniş bilgi iin bakınız  http://tr.wikipedia.org/wiki/Yusuf_Hala%C3%A7o%C4%9Flu
[2] Daha geniş bilgi için bakınız Şamil Yazan İmamoğlu Tarihi Adana 2008, s.29

İMAMOĞLU’NUN AYDIN VE İDARECİ SORUNU

Bu yazı kimilerini sevindirecek kimilerini de kızdıracak ama bizim amacımız birilerini sevindirmek veya kızdırmak değil. Bizim tek amacımız İmamoğlu üzerine gerçekci bir değerlendirme yapabilmekdir. Bu açıdan baktığımızda İmamoğlu’nun en büyük sorunun idareci ve aydın sorunu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İdreci adından anlaşılacağı üzerine becerikli kimse veya idare sanatını bilen kişi demektir. Bunu biraz  daha açarsak idareci demek büyük düşünen ve bu düşüncelerini gerçekleştirmek için dev adımlar atan kimse demektir. Oysa İmamoğlu’nda idareci demek günü kurtaran veya  İmamoğlu’na bir yol, bir kaldırım yapınca İmamoğlu’nu ihya ettiğini zannetmekdir. Oysa park veya kaldırım yapmak her belediyenin klasik görevidir. Oysaki çağdaş belediyecilik anlaşyışında  idare yerinin sosyal ve kültürel kalkınmasında gereken önem verilmektedir. Oysa bizim idarecilerimizde kültürel
İmamoğlu’nun aydın sorunna giriş yapmadan öçnce aydın kelimsin tanımlamak gerkir. Aydın, Türk Dil kurumuna göre aydın :Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel” kimse olarak tarif edilmektdir. Tabiki bu tarifte eksik olan aydın  kimsenin aynı zamanda üreten bir kimse olmasıdır. O zaman İmamoğlu’nda yetişen aydınlarda İmamoğlu üzerine düşünmeli ve fikirler üretmelidir. Aydınların ürettiği düşünceler İmamoğlulu idarecilerin desteğiyle hayata geçirilmelidir. Oysa idercilerin aydınlara değer vermediği gibi İmamoğlu’nda yetişen  aydınlarda İmamoğlu üzerine fikir üretmekten acizdirler.

İmamoğlu bu iki sorunu çözmediği müddetce gereken kalkınmayı yapamıyacaktır. Bu yüzden İmamoğlu’nda yapılan her türlü yatırım göz boyamanın ötesine geçemiyecektir.

23 Haziran 2013 Pazar

İMAMOĞLULU AŞIKLAR ŞAİRLER VE YAZARLAR

Şamil YAZAN(Araştırmacı-Yazar)
Aşık Mahmut ANILAN

Aşık Osman ÇELİK
Aşık Nefsani (Hasan ÇATAL)
Aşık FİDANİ (Osman ÖZFİDAN)
Ali ÖZFİDAN (Şair)
Beytullah SARAÇ (Şair-Yazar)
Hasan Hüseyin ÇABUK(Şair-Yazar)



Aşık Mehmet (Mehmet EKİZ)
Hacı Duran KÖSE (Aşık)

Aşık Zeki (Zeki TAŞ)
Vahir BARAN Aşık)
Aşık Yusuf (Yusuf YALÇIN)
Ömer IŞIK (Şair)

Veli KESKİN (Şair)
Evren Sert (Şair-Yazar)


Fikret ASLAN (Yazar)


17 Haziran 2013 Pazartesi

İMAMOĞLU’NDA BİR KORE GAZİSİ


Şamil YAZAN
Her gün karşılaştığımız bir insandı Dede Taş. Ama gel gör ki Dede Bey’in bir Kore gazisi olduğu aklımın ucundan bile geçmezdi. Onun Kore Gazisi olduğunu öğrenince, onunla bir sohbet etmeye karar verdim. Bir ara bir fotoğraf makinesi bulup Adalet Mahallesi’ndeki bir kahvede buluştum. Cumhuriyet Mahallesi’ndeki evine doğru yavaş yavaş gitmeye karar verdik. Yol boyunca madalyasını olup olmadığını sordum bana madalyalarını muhafaza ettiğini söyledi.
Dede Bey’in evine vardığımızda oldukça şaşırdım. Çünkü evi iki oda ve bir mutfaktan oluşmaktaydı. Çinkolu bir evdi ve oldukça mütevazı bir evdi. Bir Kore gazisinin nerdeyse ıssızlaşmaya başlamış evde tek başına kalması beni oldukça üzmüştü.
Dede Bey İmamoğlu’nun Alaybeyi Köyü’nden idi. 1930 tarihinde dünyaya gelmiş. 1950 tarihinden önce Ayşe Hanımla evlenmiş. Ayşe Hanım’dan 2 kız, 5 oğlan evladı dünyaya gelmiş. Ayşe Hanım 1996 tarihinde vefat etmiş. Eşinin evinin ölümüyle beraber yalnızlık başlamış.
Dede Bey, Kore Savaşı başladığında Mersin’de askerlik yapmaktaymış. İzmir’in Seferihisar’ına varmış. Orda bir müddet eğitim almış. İzmir Basmane’den Kore’ye doğru yola çıkmışlar. Yolculuk otuz bir gün çıkmış. Yolculuk denizde fırtına çıktığından bir gün uzun sürmüş. Kore Savaşı’nda Yıldız, Çorman, Berlin, Kumkale ve Vegas cephelerinde görev almış. Savaş esnasında düşmana esir düştüğünü belirtti. Bu esirlik sırasında başına bir şarapnel parçası düştüğünü belirtti. Maraş’ın Hartlap Köyü’nden Hüseyin Mercimek, Dede Taş’ı 5 km taşıyarak hayatını kurtarır. Rok Tümeni’nin hastanesinde tedavi görür. İyileşir iyileşmez doktordan cepheye gitmek için izin ister.
Kore Savaşı’nda birçok askerimizin şehit olmasına şahit olmuş. Türk askerlerinin Kumkale ve Vegas’da çok zayiat verdiğini belirtti. Hatta savaş esnasında çok kayıp verilen cephelerde genelde Türk askerlerinin çarpıştığını belirtti. Amerikalıların kayıpların çok olduğu cepheye gitmediklerini de belirtti.
Savaşın bitmesiyle beraber Süveyş Kanalı’nda Türkiye gösterişli bir karşılama ile karşılanırlar. İzmir’in Basmane’den tekrar yurda dönmüştür. İzmir’de karşılama sırasında şehit yakınlarının feryatları dağı taşı inletir.
Dede Taş’a Amerikalılar tarafından bir madalya verilmiştir. Daha sonra Kore tarafınfdan iki madalya ve bir rozet verilmiştir. Ayrıca Kore Cumhurbaşkanı ve Kore Generali tarafından teşekkür mektubu gönderilmiş.

Kore gazimiz Cumhuriyet Mahallesi’nin 28 numaralı sokağının 9 numaralı hanesinde hayatına devam etmektedir. Kore Gazimiz devletin ve toplumumuzun ilgisi beklemektedir.

30 Mayıs 2013 Perşembe

FİKRET ASLAN ve İMAMOĞLU İLÇESİ’NİN TARİHÇESİ


Fikret Aslan’ın yazmış olduğu “İmamoğlu İlçesi’nin Tarihçesi” isimli eserinin ismini ilk defa İmamoğlu’nun tarihi üzerine çalışmaya başladığım zaman duymuştum. Ama eserin nasıl bir bilgi ihtiva ettiğini tam olarak bilmiyordum. Üstelik kitabı nasıl bulacağımı bile bilmiyordum. Daha sonra öğrendim ki, kitap üç nüsha olup, birisi belediyede, diğeri Kemal Kutluca’da ve üçüncüsü de Fikret Aslan’ın çocuklarındaydı. Ben sadece belediye de olan nüshayı görebildim. Kemal Kutluca’daki nüsha, İmamoğlu’nda kaymakamlık yapan Recai Akyel’e verilmişti. Ama Recai Akyel’in tayinin başka yere çıkmasıyla beraber kitabın bu nüshası da kayboldu.  Diğer nüsha Fikret Aslan’ın İzmir’deki oğlundaydı. Anlayacağınız üç nüshayı da karşılaştırma imkânını bulamadım.
 Yazar, kafasında planladığı İmamoğlu Tarihçesi isimli eserinin ilk numunelerini İmamoğlu’nda yayınlanan gazetelerde yazar. Ama daha sonra çalışmasını kitaplaştırmak amacıyla İmamoğlu ile ilgili çalışmalarını gazetelerde yayınlamaz.
Benim görmüş olduğum nüsha: 29.7x 21 ebadındadır ve daktilo ile yazılıp matbaada ciltlendiği anlaşılmaktadır. Kitabın kapağı siyah renktedir. Ön kapağının orta kısmında “İmamoğlu İlçesinin Tarihçesi” ibaresi yazmaktadır. Sağ alt köşede 30.11.1990 tarihi ile 1937 tarihi vardır.1990 tarihinden kitabın bitiriş tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Ama kitabın sonuna koyduğu 1993 tarihi Fikret Aslan’ın kitabın üzerinde daha sonra çalıştığını göstermektedir. Ayrıca kitaba sonradan ilaveler yaptığı kitaba düştüğü çeşitli notlardan anlaşılmaktadır. 1937 tarihi de İmamoğlu’nun kuruluş tarihi olması gerekir.
Fikret Aslan'ın tarafımızdan düzeltilerek
yayınlanan kitabı
Kitabında hiçbir yazılı kaynaktan yararlanmadığı anlaşılmaktadır. Ama İmamoğlu’nun ilk zamanlarına dair bilgiler vermesi açısından eser son derece önemlidir. Özellikle belediyeye ait bilgilerin doğruluk payı çok yüksektir. Çünkü kendisi belediyede memur olarak çalışmaktaydı. Belediyede çalışıyor olması eserine de yansımıştır. Çünkü eserde resmî bir hava vardır.
Belki yazara yöneltilecek en büyük eleştirilerin başında İmamoğlu’nu merkezi olarak ele alması yönünde gelebilir. Ama yazarın eğitim seviyesi ve İmamoğlu’nun o günlerdeki kültür ve sosyal seviyesi göz önün alındığında daha başarılı bir çalışma beklemek saçmalık olacaktır. Her şeye rağmen yazarın o tarihlerde böyle eser hazırlamaya çalışması dahi onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu gösterir.
Kitaptan ilk önce öğrencilerin yararlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü eser oldukça yıpranmıştır. Hatta bazı sayfalar birbirine yapışmıştır. İkinci yararlanan kişi ise İmamoğlu’nda kaymakamlık yapan Recai Akyel olmuştur.
Kitap oldukça düzensizdir. Hatta sayfa düzeni bile yoktur. Kitapta yer yer anlatım bozuklukları vardır. Bu yüzden yazarın anlatmak istediği ifadelere sadık kalarak bazı ufak tefek değişikliklere gidilmiştir. Fikret Aslan’ın bu çalışmasını yayına hazırlarken eserin özgün yapısını elimizden geldiğince bozmamaya çalıştık. Ama eserinin başlık düzenin iyi olmaması nedeniyle eserin başlık kısımları tarafımızdan tamamen değiştirilmiştir. Ayrıca eserdeki bazı bilgi yanlışlıkları da tespit edebildiğimiz kadarıyla düzeltilmeye çalışılmıştır.

Eseri tamamlayacağını düşündüğümüz İmamoğlu’na ait tüm fotoğraflar bizim tarafımızdan kitaba eklenmiştir. Ayrıca İmamoğlu’nda doktorluk yapan Doktor Ali Deniz’in İmamoğlu ilgili yazısı da eseri tamamlayacağı düşüncesiyle kitaba eklenmiştir.
Fikret Aslan’ı yakından tanıyan Kemal Kutluca ve Mahmut Anılan’ın Fikret Aslan ile ilgili yazısına da kitapta yer verilmiştir. Böylece az da olsa Fikret Aslan’ı tanıtma yoluna gidilmiştir.
Yazarın yeni yetişen nesle İmamoğlu’nun kuruluşundaki zorlukları anlatmak amacıyla yazdığı kitap; ne yazık ki yayınlayamamıştır.  Fikret Aslan, gazeteci Kemal Kurtluca’ya eserini ileride düzelterek yayınlamasını vasiyet etmiştir. İşte elinizdeki çalışmayla beraber bu vasiyeti yerine biz getirmiş oluyoruz.  Fikret Aslan hayatta olsaydı eseri düzeltirken bazı noktalarda bize kızacak veya tekliflerini bizimle paylaşacaktı. Ama her şeye rağmen eserin yayınlanmış olmasına sevinecekti. Eserin bölge tarihi üzerinde çalışmalara katkılar sağlaması dileğiyle.

( Bu yazı  tarafımızdan şu kitapta yayınlanmıştır Bkz.Fikret Aslan, İmamoğlu İlçesi’nin Tarihçesi, Yayına Hazırlayan Şamil Yazan, Adana 2008 sayfa 7, 8,9)




26 Mayıs 2013 Pazar

İMAMOĞLU’NDA GEZİLMESİ VE GÖRÜLMESİ GERKEN YERLER

1.  Altınini Mağarası ve Şelalesi
2.  Ağzıkara Köyü’nde bulunan Şehitlik Mezarlığı
3.  Saygeçit Köyü’nde bulunan Şehitlik Mezarlığı
4.  Saygeçit Köyü’nde bulunan Oluğunönü Höyüğü
5.  Üçtepe Köyü’nde bulunan Altıuyurlar Mezarlığı
6.  Üçtepe Köyü’nde bulunan Kale kalıntısı
7.  Ağzıkaraca Köyü’nde bulunan Kale kalıntısı
8.  Koyunevi Köyü’nde bulunan Hamam kalıntıları
9.  Koyunevi Köyü’nde bulunan Mozaikler
KOYUNEVİ KÖYÜ'NDE BULUNAN MOZAİK KALINTILARI

10. Koyunevi Köyü’nde bulunan Yer altı Mağaraları
11.  Koyunevi Köyü’nde bulunan Osmanlı mezarları
12.  Ayvalı Köyü’nde bulunan tarihi kalıntılar
13.Üçtepe Köyü'nde Bulunan Çıtlık
14.Üçtepe Köyü'nde Bulunan Pınargözü
15.Sayca Köyü Piknik Alanı
SAYCA KÖYÜ-PİKNİK ALANI
Not:Bu tarihi yerler hakkında geniş bilgi için İmamoğlu Tarihi isimli eserimize bakınız

9 Mayıs 2013 Perşembe

KOYUNEVI KÖYÜ’NÜN TARIHI


 1. Koyunevi Köyü’nün Coğrafî Konumu
Koyunevi Köyü, İmamoğlu’nun kuzeyinde yer almaktadır. İmamoğlu’na 2 km uzaklıktadır. Köyün güneyinde İmamoğlu; kuzey-doğusunda Ağzıkaraca köyü; batısında Alaybeyli ve Yazıtepe köyleri vardır. Köye güneyden bakıldığında bir tepe görünümdedir. Köyün kuzey kesimleri hafif engebeli araziye sahiptir. Güney kesimleri de düz araziler vardır.

2. Koyunevi Köyü’nün Adının Menşeî

            Köy halkı konar-göçer hayatı yaşadıkları sırada, köyüm şimdiki yerinin güney batısında bulunan Ebiş Deresi kenarında ve İmamoğlu’nun bulunduğu mevkide çadırlarda yaşıyorlarmış. Köyüm şimdiki yerinde ise bu kişilerin koyun ağılları bulunuyormuş. İnsanlar koyun ağıllarına giderken” Koyun evine gidiyoruz” ağıllardan gelirken de “Koyun evin den geliyoruz” diyerek konuşurlarmış. Daha sonraları köyün şimdiki yerine yerleştiklerinde de bu isimi kullanır olmuşlar.

3. Koyunevi Köyü’nün Tarihi

            Köyün arka taraflarında bulunan mağaralar köyde ilk yerleşim izlerini taşımaktadır. Ama esaslı bir araştırma yapılmadığı için, mağaraların mahiyeti hakkında ayrıntılı bilgimiz yoktur. Halk arasında Koyunevi’ne Kabalar Şehri dendiği bilinmektedir.
            Geçmişten günümüze kalan tarihi eserler mevcuttur. Bunlar bir kilise kalıntısı ve bir de hamam kalıntısıdır. Ayrıca Koyunevi’nden Saygeçit’e götürülen sütunlarda mevcuttur. Bu kalıntılardan anlaşıldığı üzere Koyunevi Köyü M.S. 1.yy.lar da Anavarza’ya bağlıymış. Köyün o zamanlar konumunu şehir veya köy olarak tahmin edilmektedir.
            Fırka-i İslâhiye öncesinde Koyunevi Köyü çevresinde Sırkıntı, Berber ve Avşar Türklerinin yaşadıkları bilinmektedir. Avşar ve Sırkıntı Türkmenlerinin Koyunevi ve çevresini kışlak olarak kullandıkları bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin Çukurova’da yaptığı iskân neticesinde kurulan 78 köyden biriside Koyunevi Köyü’dür. Köy ilk kurulduğunda o zamanlar nahiye olan Yukarı Sırkıntı’ya bağlıydı. Köye, ilk gelip yerleşenler Abdihoca, Hacı Ömer, Hacılı, Latifli, Cabbarlı aileleridir.  Daha sonraları köye Köseler, Farsaklar, Meryemler ve Ödekler diye bilinen aileler yerleşmişlerdir. [1] Bu aileler Türkmen, Avşar, Yörük veya Farsak Türklerindendir.
             Milli Mücadele yıllarında Koyunevi Köyü karargâh olarak kullanılmıştır. Köye bir zaman telgraf çekilerek Kozan kuşatmasının sevk ve idaresi Koyunevi Köyü’nden idare edilmiştir. Koyunevi’nde iki bölüklü bir tabur olduğu bilinmektedir. Milli Mücadele yıllarında köyde Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulduğu ve Koyunevi Tabur’unun ihtiyaçlarının karşılanması için iaşe heyeti kurulduğu da bilinmektedir. Köyde bulunan cami de ambar olarak da kullanılmıştır. Diğer köylerde Ermeniler yüzünden kaçan birçok kişide Koyunevi köyü’ne sığınmıştır. Ahmet Cevdet Çamurdan 1920’de”Bir tarafı dağ, bir tarafı ova olan köyde o vakitler en güzel cami vardı. Oturdukları evler taştan yapılmış, binaları gayet güzledi.” diye Koyunevi’ni tarif etmektedir. Köy halkından ise” Okurları çok, bütün köy halkı muti, namuskâr, cesur…” diye bahsetmektedir. Koyunevi Köyü’nden Milli Mücadele’ye katılan tespit edebildiğimiz şahısları isimlerini aşağıya yazdık
ü  Kırmızı Osman ( Osman Atalay)
ü  Ödek Durmuş  ( Durmuş Çatak)
ü  Abdioğlu Mustafa Efendi ( Mustafa Çıkman)
ü  Çekçi Hüseyin ( Hüseyin Doğaner)
ü  Taze Ali ( Ali Yücel)
ü  Farsak Ali ( Ali Boz)
ü  Meryeminoğlu Mahmut

 Bu yazı Şamil Yazan'ın İmamoğlu isimli eserinde alınmıştır


[1] Bu aileler Cumhuriyet sonrasında şu soyadlarını almışlardır: Abdihoca ailesi Çıkman ve Ulutürk; Hacılı ailesi Türkmen; Latifli ailesi Erol; Cabbarlı ailesi Atalay, Farsaklar ailesi Boz; Meryemler ailesi Babacan, Pakyürek; Köseler ailesi Köse, Kara, Sönmez; Ödekler Çatak.