28 Eylül 2026 Pazartesi

YUKARI ÇUKUROVA’NIN TARİHİ VE KÜLTÜRÜ AÇISINDAN ALİ KOCAMAN’IN ESERLERİNİN ÖNEMİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Şamil YAZAN

Araştırmacı-Yazar

 

Giriş

Ali Kocaman ismini ilk defa Kadirli Belediyesi tarafından 18 – 20 Ekim 2013’te “Geçmişten Günümüze Kadirli” adlı sempozyumunda duydum. O günden sonra ara sıra görüşmelerimiz oldu. Bu görüşmelerimiz kimi zaman yüz yüze veya telefonla olmuştur. Sohbetlerimiz genelde Çukurova’nın tarihi üzerine olurdu. Kimi zaman o bazı konularda bana bazı sorular sorar kimi zamanda ben ona bazı konularda soru sorardım. Bu sohbetlerimiz sırasında bir şey dikkatimi çekti. Benim Osmanlı belgelerinden edindiğim bilgiyi o halk arasında derleme yaparak ulaşmıştı. Bu yüzden onun araştırmalarında 1909 Adana Ermeni Olayları, Sevk ve İskân Kanunu (Tehcir Kanunu) ve Millî Mücadele’nin halka yansımalarını bulmak mümkündür. Nitekim kendisinin şu cümlesi bu durumu özetler gibi : “Hiç düşünmemiştim her evden cepheye giden iki, üç, dört kardeşten hiçbirinin geri dönmediğini, genç dulların umutsuzca kocalarının yollarını gözlediklerini…”[1]

Ali Kocaman naif ve kibar edayla konuşurdu her zaman. Konuşmalarında ülke durumu için üzüldüğü sık sık belirtirdi. Din istismarının yapılmasını asla tasvip etmezdi. İşte bu çalışmamızda Ali Kocaman’ın hayatına, derlemeciliğine ve üç eserine değinilecektir.

Ali Kocaman’ın Hayatı

Ali Kocaman 1953’te Kadirli’nin Koçlu (Avluk) Mahallesi’nde doğdu. İlkokulu kendi köyünde ortaokul ve liseyi ise Kadirli’de bitirmiştir. 1977’de Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe bölümünden mezun olmuştur. 1992’de Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinden Türk Dili ve Edebiyatı Lisansı tamamlayarak diploma aldı. Kahramanmaraş, Çanakkale ve Kozan’da öğretmenlik yaptı. 2012’de emekli oldu.

Yayınlanmış Eserler

1)       Duygular Dile Geldi

2)       Sakin Sabahlar

3)       Yukarı Çukurova’da Ağıtlar ve Hikâyeleri

4)       Seferberlik ve Kurtuluş Savaşından Hatıralar

5)       Çukurova Yanıyor

Yayınlanma Aşamasındaki Eserleri

1)       Mum Olduk Eridik (Öğretmen Hatıraları)

2)       Şiirlerim ( Yazarın Şahsi Şiirleri)

3)       Hayvanlar Üzerine Yazılan Ağıtlar ( Derleme)

4)       Çukurovalı Âşıklara Ait Destanlar

Ali Kocaman’ın Derlemeciliği

Ali Kocaman’ın derleme yaptığı yerler arasında İmamoğlu, Kozan, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli, Andırın, Kadirli ve Göksün yer almaktadır. Ağıt üzerine ilk ciddi çalışmasını 1977’de Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü’nde mezuniyet tezi olarak “Çukurova’da Hikâyeler ve Hikâyeli Ağıtlar” adıyla yapmıştır. Bu çalışmasını iki yılda yapmış olduğuna göre derleme işine 1975’te başlamış olmalıdır. Ondan sonra araştırmalarına günümüze kadar devam etmiştir. Kısacası bu işe ömrünü vermiştir. Ağıt derleme işinin kökeninde çocukluluğunda dinlediği ağıtların etkisi büyüktür.

Bana göre Çukurova üzerine üç büyük derlemecisinden biridir. İlk iki büyük derlemeci Yaşar Kemal ve Ali Rıza Yalgın’dır. Peki, Ali Kocaman neden büyük bir derlemecidir? Birincisi bu işe ömrünü vermiştir. Yani elli yıldan fazla bu konu üzerinde çalışmıştır. Bu durum onun büyük bir bilgi birikime sahip olmasına neden olmuştur. Benim uzun süre İmamoğlu ilçesinde derlemeye çalıştığım ama derleyemediğim bir ağıtın iki kıtasını ondan almıştım. Ayrıca Çukurova’da bazı olaylardan bahsederken o hemen o olayla ilgili bir derleme yaptığını belirtirdi. İkincisi araştırma bölgesi ilgili birçok kitap ve makaleyi de incelemeyi de ihmâl etmemiştir.

Ali Kocaman’ın Kozan’daki Evi

Ali Kocaman’ı Kozan’daki evini ziyaret ettiğim de bir şey dikkatimi çekti. Evinin altında âdeta bir müze gibi idi. Tarım ve Yörük kültürüne ait birçok alet yer almaktaydı. Ayrıca öğretmen olan eşi Türkan Kocaman’da kabak ve taşları boyayarak evin altı ve bahçesini âdeta sanat evine çevirmiştir. TV program yapımcısı Okan Arık tarafından “Kültürhane” isimli programı Ali Kocaman’ın evinde yapılmış ve Ali Kocaman’ın eserleri değerlendirilmiştir.[2]

Ali Kocama’ın Üç Önemli Eseri

“Yukarı Çukurova’da Ağıtlar ve Hikâyeleri” adlı kitabı 2014’te Adana yayınlanmıştır. Kitap dört yüz sayfadır. Yazar “Yukarı Çukurova” derken  “Hemite-Anavarza-İmamoğlu’nun kuzeyinden Binboğa Dağları’na ve Meryemçil Beli’ne kadar olan” alanı kast etmektedir. Yazar ön söz ve başlarken kısmında ağıt kavramından kısaca bahsederek ağıtları nasıl derlediği konusunda da ipuçları vermektedir. Kitapta altmış sekiz ağıt hikâyeleri ile verilmiştir. Ağıtlar Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyet devrine aittir. Eserde ağıtların derlendiği kişinin adı, soyadı, nereli olduğu belirtilmiştir. Bir ağıtı beş altı kişiden dinleyerek de derleme yapmıştır. Bu durum ağıtı derlerken aynı köyle beş altı defa gitmesine neden olmuştur. Her dinlediği kişiden ağıtın bazı parçalarını derleyerek ağıtın bütünlüğünü oluşturmaya çalışmıştır. Ağıtların hikâyesi için kimi zaman yazılı kaynaklara da başvurduğu görülmektedir. Yazarın ifadesinden kitabın ikinci cildini çıkaracak kadar ağıtlar vardır arşivinde.

“Seferberlik ve Kurtuluş Savaşından Hatıralar” adlı kitabı2016’da Adana’da yayınlanmıştır. Kitap beş yüz seksen iki sayfadır. Kitabın adından anlaşılacağı üzere konusunu I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele döneminden kalmış hatıralar oluşturmaktadır.  Kitapta derlenen yüz on dört hikâye yer almaktadır. Kitapta savaşa gidenlerin nasıl bir esirlik hayatı yaşadıkları ve geride kalanların ne bedeller ödediğine dair önemli hatıralar yer almaktadır. Kısacası bu vatan için ne bedeller ödendiğine dair önemli bir derlemedir. Bu hikâyelerin birçoğu dizilere ve filmlere konu olabilecek kadar hüzünlü ve acıklıdır.

“Çukurova Yanıyor” adlı kitabı 2019’da Adana yayınlamıştır. Kitap üç yüz bir sayfadır. Kitap Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında bölgedeki eşkıyalık olayları üzerine yapılan derlemelere dayanmaktadır. Yazarın yeri geldiğinden yazılı kaynaklardan bilgi verdiği de görülmektedir. Derlemeyi kimden yapı ise adını, soyadını, doğum tarihini ve nereli olduğunu belirtmiştir.

Sonuç

Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Ermeni Olayları, Millî Mücadele, Osmanlı ve Cumhuriyet devri eşkıyalık olaylarının halka yansımalarını derlemiş olması açısından Ali Kocaman’ın çalışmaları önem taşımaktadır. Böylece yazılı kaynakların bıraktığı boşluklar bu derlemelerle doldurmak veya yazılı kaynakları tamamlamak mümkün olmaktadır.

Sonuç olarak Ali Kocaman Yukarı Çukurova tarihi ve kültürü açısından büyük bir değerdir. Fakat bu değerin iyi bilinmediği ve iyi değerlendirilmediği de bir gerçektir. Özellikle yerel idarecilerin bu konuda bilinçsiz oldukları bir gerçektir. Eğer Ali Kocaman’ın değeri bilselerdi şimdiye kadar Ali Kocaman adına müze kurulurdu. Ayrıca yayınlanmış ve yayınlanmamış eserleri baskıya girerdi.



[1] Ali Kocaman, Seferberlik ve Kurtuluş Savaşından Hatıralar, Ekrem Matbaası, Adana 2016, s.4.

KOZAN SANCAĞI TARİHİ ÜZERİNE NOTLAR-1

 

Şamil YAZAN

Tarihçi-Yazar

KOZAN KALESİ’NİN ESKİ ADI NEYDİ?

Kozan ilçesinin merkezinde yer alan kale günümüzde yaygın olarak “Kozan Kalesi” veya “Sis Kalesi” diye bilinmektedir. İşin ilginç tarafı kalenin eskiden hangi adla anıldığı üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu yüzden kalenin ismi sanki geçmişten günümüze kadar Kozan Kalesi ( veya Sis Kalesi) olarak geldiği gibi algı oluşmuştur. Oysa 1872 tarihli Adana Vilayet Salnamesinin seksen üçüncü sayfasında Kozan Kalesi için şu tabir geçmektedir: “...kasaba-i mezbûre Tarbun demekle ma’rûf kalenin vasat zemininde…”

Kozan Kalesi’nin eski adı üzerine çalışma olmadığı gibi Tarbun kelimesi üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu kelimenin anlamı konusunda üç farklı tespitimiz olmuştur. Birinci tespitimize göre bu kelimenin kökeni İngilizcedir. “Tarbun adının kökeni, Britanya'nın eski Anglo-Sakson kültürüne dayanmaktadır. Bu isim, Thurburn’ün oğlunun vaftiz adından türemiştir. Bu eski kişisel isim, aslen Sakson gök gürültüsü tanrısı Thor'un adından gelmektedir”  İngiltere’de soylu bir ailenin adı olan Tarbun adı 12. yy kadar gitmektedir. ( https://www.houseofnames.com/tarbun-family-crest (22.06.2026).Bu kelimenin kökeni İngilizce olarak gösterilse de bu kelimenin eski Anadolu medeniyetleri tarafından da kullanıldığı bilinmektedir. Nitekim Hititçe ve Luvice de “Tarun”, “Tarınta”, “Tarhunt” ve “Tarhuntas” şeklinde geçmektedir. Devletin koruyucusu olduğu düşünülerek Fırtına Tanrısı olarak adlandırılmıştır. Kelime tarhu- fiilinden gelmiş olup “fethetmek, galip gelen” anlamlarına gelmektedir. Geç Hitit döneminden kalmış Adana yazıtlarında Tarhunza’ya sunulmuş adaklar ve dualar görünmektedir. (Meryem Şentürk Çoban, Tarhunza/Tarhuntas, https://kureansiklopedi.com/tr/detay/tarhunzatarhuntas-f7cf8, 27.07.2026 ) Yukarıdaki bilgilerden yola çıkarsak kelimenin kökenin Proto-Hint-Avrupa’ya dayandığını söyleyebiliriz. Nitekim Hindistan’da Tarbund veya Tadbund isimli bir yerin olması bu görüşü desteklemektedir.

İkinci tespitimize göre bu kelime “derbend (veya darband)” kelimesinden gelmektedir. Derbend kelimesin Farsça olup der ve bend kelimesinin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Der geçit; bend tutma, anlamına gelip Osmanlı Türkçesinde “engel, geçit, boğaz, set, sınır bölgeleri, dağlar arasında güçlükle geçilen yerlerle istihkâm mevkileri” anlamında kullanılmıştır. Kozan ilçe merkezinin coğrafî konumunu düşündüğümüzde Tarbun kelimesi bu anlam ile örtüşmektedir. Çünkü Kozan kalesi Çukurova’nın ovalık alanı ile dağlık alanın birleştiği konumda yer almaktadır. O zaman bu tespitimize göre bu kelime zamanla “Darband-Darbun-Tarbun” şeklinde değişime uğramıştır.

Üçüncü tespitimize göre bu kelime ağaçların taze sürgünü veya dalı anlamına gelmektedir. Nitekim Arapça bir sözlükte Tarbun kelimesi  “ince dal, dal sürgünü” veya “maden arama çubuğu” olarak açıklanmıştır.( F.E. Crow, Arabic Manuel, London 1901, s.284)

Sonuç olarak Tarbun kelimesinin etimoljisi üzerine şimdiye kadar bir çalışma yapılmamıştır. Bu durumun en büyük sebebi Osmanlı kaynaklarında Tarbun kelimesinin farklı yazılıp yazılmadığı konusunda bilgilerin yetersizliğidir. Bu yüzden yeni belge ve bilgilerin ortaya çıkmasıyla Tarbun etimolojisi üzerine daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilecektir.

 

KOZAN SANCAĞININ SINIRLARI MESELESİ

Kozan Sancağı sınırları deyince aklıma gelen ilk soru hangi yüzyıl olduğu sorusudur. Çünkü Kozan Sancağının sınırları konusunda Osmanlı kaynaklarında 15.yy ve 19. yy arasında çok büyük fark vardır. Bu durum normaldir aslında. Çünkü tarih boyunca devletlerin sınırları değiştiği gibi Kozan sancağının sınırları da değişmiştir.   Bazı Kozanlı akademisyen ve tarihçilerin Kozan sancağından bahsederken 19.yy esas alarak ilmî olmayan açıklama yaptıkları görülmektedir.  Bu akademisyen ve tarihçilerin kaynağı da Ahmet Cevdet Çamurdan’ın “Kozan’ı Tanıyalım” adlı eserine dayanmaktadır. Ahmet Cevdet Çamurdan tarihçi olmadığı gibi verdiği bilgilerin kaynağını belirtme ihtiyacı da duymamıştır. Bu yüzden verilen bilgileri en azından başka kaynaklarla karşılaştırmak gerekmektedir. Nitekim Ahmet Cevdet Çamurdan Kozan sancağının güney sınırları için şöyle demektedir: “Adana’nın Karahacılı köylerinden başlayarak Sırkıntıyızir ve Sırklıntıyıbala nahiyeleri adlı iki nahiye sınırları içine alarak Sarıçam’dan istikametle Ceyhan nehrine ulaşan ve Ceyhan nehrinden de başlayarak…” Şimdi bu ifadeden hareketle Kozan sancağının güney sınırları içerisinde İmamoğlu ilçesinin tamamı, Sarıçam ilçesinin yarısı ve Ceyhan ilçesinin yarısı Kozan sancağı içerisindendir. Sırkıntıyızir denilen nahiye Aşağı Sırkıntı nahiyesidir ve bu nahiye bir dönem Adana’ya bir dönem de Ceyhan’a bağlı olmuştur. Yani Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında hiçbir zaman Kozan sancağına bağlı olmamıştır. Bu nahiyenin sınırları ve kuruluşu hakkındaki bilgiyi “Sırkıntı Türkmenleri” adlı eserimde uzun uzun anlattım. Bu yüzden bu nahiyeyi burada uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Sonuç olarak Ahmet Cevdet Çamurdan’ın tespitlerinde yanlışlıklar olduğu kesindir. Bu yüzden Kozanlı akademisyen ve yazarların Ahmet Cevdet Çamurdan’ı kaynak olarak alırken dikkat etmeleri gerekmektedir.

MİLLÎ MÜCADELE ŞEHİDİ SAİM BEY ve SAİM BEY HAKKINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR

 

Şamil YAZAN

Araştırmacı-Yazar

GİRİŞ

Son zamanlarda Çukurova’nın Millî Mücadele tarihinde yer alan komutanların hayatlarına ilginin arttığı gözlenmektedir. Bu durumu nereden anlıyoruz? Çünkü yakın zamanda Çukurova’da Millî Mücadeleye komutanlık eden kişilerin bibliyografyası yazılması konusunda bir artış vardır. Benim bilebildiğim kadarı ile Çukurova’da Millî Mücadeleye komutanlık yapanlardan “Saim Bey”, “Aydınlıoğlu Tufan Bey”, “Tekelioğlu Sinan Bey”, “Kozanoğlu Doğan Bey” ve “Manisalı Ali Bey” ’in hayatları üzerine kitaplar yazılmıştır. Bu saydığımız isimler içerisinde en fazla hakkında kitap yazılan kişi Saim Bey’dir. Adının geçtiği kitapları ve hakkında yazılan makaleleri saymazsak Saim Bey hakkında beş kitap yazılmıştır. Bu kitaplardan birisi hikâye olup diğerleri tarih kitaplarıdır. Saim Bey üzerine bilin ilk çalışma Lütfullah Erdem’in “Kozanlı Saim Bey” isimli çalışması olup 1946’da Ankara’da yayınlanmıştır. Daha sonra Yusuf Delikoca tarafından “Saim Bey” ve Abdullah Çiftçi “Şehit Kaymakam Saim Bey” isimleri iki kitap yayınlanmıştır. Son olarak Abdurrahman Kütük tarafından “Şehit Kaymakam Kozanlı Saim Bey” adlı kitap yayınlanmıştır. Buna ilave olarak Muhammet Yıldırım tarafından “Millî Mücadele Kahramanı Saim Bey” adıyla bir hikâye kitabı çıkarılmıştır.

SAİM BEY’İN HAYATI

1893’te Kozan’da dünyaya geldi. Asıl adı İzafettin Saim’dir. Babası Diyarbakırlı Mehmet Şükrü Efendi’dir. Annesi İstanbullu Atiye Hanım’dır. Saim Bey küçük yaşta iken babası vefat etmiştir. Bu yüzden Saim Bey, Kozan Başkâtibi Zekeriya Efendi ile demirci ustası olan abisi İskender Haşim Demirbilek’in gözetiminde büyümüştür. İlkokulu Kozan okumuştur. Ortaokulu Adana İdadisinde okumuştur. 1914’te İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi iken askere çağrılması üzerine eğitimine ara vermiştir. İstanbul’da Türk Yurdu Cemiyeti aracılığı ile Türkçülük fikri gelişti. 1915’te yedek teğmen ve 1918’de üsteğmenliğe rütbesinde idi. Kafkas Cephesinde yaralandığı bilinmektedir. Burada gösterdiği başarıdan dolayı Harp madalyası ve liyakat madalyası almıştır.

I.Dünya Savaşı’nın bitmesiyle Kozan’a döndü. Kozan’da milletsever kişilerle konuşarak işgallerin kabul edilmemesi için İngiliz İstihbarat Müdürlüğüne bir heyet gönderilmesi için karar noktasında ısrarcı davrandı.  İşgali protesto eden Tekel Müdürü Vedat, Mustafa Üstün ve Saim Bey beraberce İngiliz İstihbarat müdürüne teslim etmişlerdir. İngilizler Çukurova’yı Fransızlara bıraktıklarını ama Ermenilerin Çukurova işgaline katılmayacaklarını belirtmişlerdir.

7 Mart 1919’da Fransızlar ve Fransızların jandarmalığını yapan Ermenilerden oluşan bir tabur işgalci kuvveti Kozan’ı işgal etti. Saim Bey Girtilinin Kahvesinde işgal kuvvetlerine sırtını dönerek işgali protesto etti. Ermeniler Franszıların gelmeden önce Kozan’ı Ermeni bayrağı ile süslemeye çalışmaları üzerine “Ermeni bayrağı çekilmesi değil görülmesi bile esef verici hadiselere sebep olabilir. Zira bunun Ermeni bayrağı ile hiçbir ilgisi yoktur.  Burası Türkoğlu Türk olan Kozanoğlularının yurdudur.” diyerek bayrakların toplatılmasını istedi. Fakat Ermeniler Fransız taburu Kozan’a girerken bayrak açmaları üzerine Saim Bey Ermenilere karşı “Burası Türk yurdudur.  Burada her istediğinizi yapamazsanız” demesi üzerine Fransızlar olay çıkmasından çekindikleri için bayrakları toplatmak zorunda kalmışlardır. Ermeniler Saim Bey’i Kozan işgal komutanı olan Tayyarda’ya şikâyet etmeye başlamışlardı.

Saim Bey’in sık sık şikâyet edilmesi üzerine Tayyarda ilk önce Saim Bey’e makam ve mevki vaadi ile kendi yanına çekmek istedi ama kabul görmeyince Saim Bey’in tutuklanmasına karar verdi. Saim Bey daha sonra Adana’ya sevk edildi. Adana’da Fransızlar tarafından sorguya çekildi en sonunda Adana dışına sürgüne gönderilmesi kararına varıldı. Bu yüzden Saim Bey zorunlu olarak İstanbul’a sürgün gönderildi.

Millî Mücadele’nin başlaması üzerine İstanbul’dan Ankara’ya geçti.  Burada kendisine Bozkır Kaymakamlığı ve Yıldızeli nahiye müdürlüğü teklif edilmesine rağmen bu teklifleri kabul etmedi. Doğduğu yer işgal altında iken başka yerde görev yapmak istemiyordu. Sonunda Feke Kaymakam vekilliğine atandı.  Hacın kuşatması sırasında Kuva-yı Milliye kuvvetlerinin dağılması üzerine Kozanoğlu Doğan Bey tarafından Hacın kuşatmasına davet edildi. 16 Ekim 1920’den Hacın’ın düşman işgalinden kurtulana kadar bu cephede hizmet etti.

            Hacın’ın düşmesinden sonra makam-mevki ile ilgilenmeyerek Tufan Bey’in emrinde Mamure Baskını’na katıldı. Bu kuşatma sırasında tabancası düşmesi üzerine yaverine tabancayı bulması talimatını vermiştir. Yaveri tabancayı bulmak için kibriti yakınca düşman kuvveti Saim Bey’in yerini tespit etmesiyle Saim Bey’in mevziinde patlama oldu. Saim Bey ağır yaralanmıştı. Yaralı şekilde karargâh olarak kullanılan yerde taşındı yaraları sarıldı ama şehit oldu. Saim Bey’in naaşı Kozan’a defnedildi. Daha sonra Hacın’ın adı Saimbeyli olarak değiştirildi.

SONUÇ

Sonuç olarak Saim Bey hakkında beş kitap yazılması ve ölüm yıldönümünde hem resmî hem de sivil toplum örgütleri tarafından anılması Saim Bey’in hayatına karşı bir ilginin olduğunu göstermektedir. Fakat Saim Bey hakkında yüksek lisans veya doktora tezinin olmaması konunun ilmî yönden eksik kalmasına neden olmaktadır. Bu yüzden Saim Bey’in hayatına ve Millî Mücadele’ye dair yeni bilgilerin ortaya çıkması noktasında büyük eksiklik yaşanmaktadır.

31 Ağustos 2021 Salı

YENİ BİLGİLER IŞIĞINDA İMAMOĞLU TARİHİ

 


COĞRAFİ KONUMU

İmamoğlu, Adana iline bağlı, kuzeyinde Kozan, güneyinde Sarıçam, güney ve güney-doğusunda Ceyhan ve batısında ise Aladağ ve Karaisalı ilçeleri olan bir ova ilçesidir. İmamoğlu İlçe merkezi; Adana İl merkezine 45 km, Kozan İlçe merkezine 27 km mesafede olup; Adana’dan Kozan, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli’ye giden yol güzergâhı üzerinde bulunur.

İMAMOĞLU ADININ MENŞEİ

 İmamoğlu ilçesinin İlk ve Orta Çağ’da hangi isimle anıldığı konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Fakat Osmanlı Devleti’nin son yıllarında( 19. ve 20.yy’da) İmamoğlu ve çevresinin Sırkıntı adıyla anıldığı Osmanlı kaynaklarında geçmektedir. İmamoğlu adı ilk defa 1832’de geçmektedir. Ayrıca Osmanlı kaynaklarında İmamoğlu adı “İmamoğlu Köprüsü” veya “İmamoğlu Mevki ” diye geçmektedir. Mahalli rivayetlere göre İmam’ın oğlu tarafından ilçe merkezinde bulunan köprünün yerine bir köprü yaptırılmıştır. Bu köprü sayesinde Adana ile Kozan arasındaki yol kısaldığı için İmamoğlu Köprüsü’nün yakın çevresi İmamoğlu diye anılmaya başlanmıştır. Başka rivayete göre İmamoğlu ilçesi adını İmamoğlu isimli bir Türkmen topluluğundan almıştır.

İLK VE ORTA ÇAĞ’DA İMAMOĞLU

İmamoğlu ilçesinin İlk ve Orta Çağ’daki konumu hakkında yeterli bilgi olmamasına rağmen İmamoğlu ilçesinin merkez dışındaki mahalelerinde(yani köylerinde) birçok tarihi kalıntı vardır. Adana Kültür Müdürlüğünün envanterindeki kayıtlara göre Oluğun Höyüğü, Keli Mevki, Aliler Mozaikleri, Koyunevi Mozaikleri, Maya Tepe Nekropol Alanları, Altınini Yeraltı Şehri, Ayvalı Höyük Alanı, Kara Höyük Alanı, Ağzıkaraca Kalesi, Kireç Ocağı Mozaikleri, Topraktepe Höyük Alanı, Eski Höyük Tepesi,  Üçtepe Ev kalıntıları tarihi değere sahip sit alanlarıdır. Koyunevi’ndeki tarihi yapıların MS 99. yy, MS 1.yy ve MS 6.yy’dan kaldığı tespit edilmiştir. Yine bu tespitlerden İmamoğlu ve çevresinin o tarihlerde Anavarza’ya bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

16. ve 18. YÜZYILLARINDA İMAMOĞLU

Osmanlı Devleti’nin 1515-1516’da Memlûk Devleti’ni yıkmasıyla Osmanlı Devleti Çukurova’da tam bir hâkimiyet sağlamıştır. Bu durum İmamoğlu ve çevresi hakkında ilk düzenli bilgilerin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. 16. yy Osmanlı tapu tahrir defterlerine göre Çörten, Saygediği, Sayca, Altınini ve Ağzıkaraca denen mahalleler Adana livasına bağlı olan Sarıçam nahiyesine idari yönden bağlıydılar. Bu bölgede o tarihlerde Akisalı, Tahtalı, Konur adlı Türkmen toplulukları bu bölgede yaşamaktaydı. Fakat 16. ve 17. yy’de Anadolu’da çıkan Celali İsyanları İmamoğlu ve çevresini de etkilemişlerdir. Bu yüzden Çukurova’da güvenlik sağlanamayınca birçok yerleşim alanı yok olmuştur. Ayrıca İmamoğlu ve çevresinde bulunan Türkmen toplulukları yaşadıkları bu bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır.

 

 

 

FIRKA-İ İSLAHİYE ve İMAMOĞLU

Fırka-i İslahiye öncesinde İmamoğlu ve çevresinde Sırkıntı Türkmenleri yaşamaktaydı. Bu yüzden İmamoğlu ve çevresi Sırkıntı adıyla anılmaktaydı. Sırkıntı Türkmenleri içerisinde Berber ve Danacı denilen aşiretlerde vardı. Ayrıca İmamoğlu’nun kuzey-doğusunda Hacı, Lek ve Kırıntı aşiretleri de vardı. Bu saydığımız Türkmen toplulukları Kozanoğlularına tabi idi.

Kırım Savaşı için asker ihtiyacı doğdu. İngiltere : “Eğer teminat verirseniz biz Kozanoğlu’nu muhabereye sevk ederiz.” demesi üzerine Osmanlı Devleti Çukurova’ya yabancı devletlerin karışmasından rahatsızlık duyarak bu teklifi reddetti.  Osmanlı Devleti’nin bölgede asayişi sağlayamaması ve bölgeden düzenli vergi alamaması yüzünden Çukurova’da esaslı bir ıslahat yapması gerektiğini ortaya çıktı. Bu yüzden Osmanlı Devleti Fırka-i İslahiye adlı bir ıslah ordusu hazırladı. Bu ordunun amacı bölgede yaşayan aşiretleri iskân etmekti. Bu amaçla ordu 28 Mayıs 1865’te İskenderun Limanından karaya çıktı. İlk önce Amik ovası ve çevresinde bulunan aşiretleri itaat altına alarak iskân işlerine başladı. Fırka-i İslahiye daha sonra Kozan ve çevresinin ıslah işine girişti. İmamoğlu ve çevresinde Sırkıntı Türkmenlerini iskân edildi. Zaten daha öncesinden Sırkıntı Türkmenleri Kozanoğullarının baskından bıktıkları için iskân için devlete dilekçe yazmıştı. Bu yüzden olsa gerek Sırkıntı Türkmenlerinin iskânı sırasında herhangi bir olay olmamıştır. Fırka-İslâhiye çalışması sonucu İmamoğlu ve çevresi Yukarı Sırkıntı ve Aşağı Sırkıntı diye iki nahiyeye ayrıldı. Yukarı Sırkıntı Kozan’a bağlandı ve Çörten, Sayca, Otluk, Koyunevi, Alaybeyi, Hacıhasanlı, Tepecikören, Camili, Damyeri, Zerdali, Karacaören, Turunçlu adlı köyler bu nahiyeye bağlandı. Aşağı Sırkıntı nahiyesi Adana’ya bağlanıp Saygeçit, Danacılı, Isırganlı, Kırmıt, Soysalı, Gümürdülü, Camızağılı,  Yarımca,  Tatlıkuyu, Bıçılganlı adlı köyler de bu nahiyeye bağlandı.

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA İMAMOĞLU

Fransa’nın 21 Aralık 1918’de Adana ve 8 Mart 1919’da Kozan’ı işgal etti. Bu işgal neticesinde Aşağı Sırkıntı nahiyesinin idari merkezi olan Saygeçit’te bulunan hükümet konağı ve karakola Fransız bayrağı asıldı. Bu Fransız bayrağı Besim Albayoğlu tarafından 1919 yılının ekim sonu veya kasım başında  indirilmiştir. Mustafa Kemal Paşa tarafından Çukurova’da Kuvayımilliye’yi teşkilatlandırmak için Binbaşı Kemal Bey’i Kozanoğlu Doğan Bey ve Yüzbaşı Osman Nuri Bey’i Aydınoğlu Tufan Bey takma adı ile bölgeye gönderdi. Böylece İmamoğlu’nda da Kuvayimilliye teşkilatlandırmasına giden yolda açılmış oldu. Bu amaçla İmamoğlu’nda ilk olarak Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Başkanlığına Abülhüdalı İbrahim Efendi getirildi. Üyeliklerine ise Musa Hoca, Sırkıntılı Mahmut Efendi, Abdizade Mustafa, Sırkıntılı Hacı Beyzade Mehmet Bey, Taze Ali Ağa ve Hacı Efendi getirilmiştir. Kuvayimilliye’nin ihtiyaçlarını karışılmak içinde bir İaşe Heyeti kurulmuştur. Bu İaşe Heyetinin başkanlığına Maşuk Partal atandı. Üyeliklerine Eyüp Ağa, Kara Koca ve Mustan Kâhya atanmıştır. Sırkıntı Grup Komutanlığı adıyla İmamoğlu’nda Kuvayimilliye teşkilatı kurulmuştur. Bu teşkilatın komutanlığına Ahmet Cevdet Çamurdan, I. Bölük Komutanlığına Çerkez Bey, I. Takım Komutanlığına Kırmız Osman, II. Takım Komutanlığına Osman Çavuş ve danışmanlığına Ali Ulvi ve II. Bölük Komutanlığına Çinçikoğlu Mehmet Ali Efendi, I. Takım komutanlığına Soysalılı Hacı, II. Takım komutanlığına Aslan Çavuş ve Danışmanlığına Gökvelioğlu Mehmet Efendi getirilmiştir. İmamoğlu’nun kuzey-doğu kısmının teşkilatlanmasını Halil Topaloğlu üstlenmiştir.  Halil Topaloğlu tarafından Arslanlı Bölük Teşkilatı kurulur.   Çapanoğlu İsmail Çavuş ve Kara Kayhaoğlu Ali Onbaşı olarak bu teşkilat içerinde yer alır. Bu teşkilat içerisinde Ayvalı ve Sokutaş köyü sakinleri görev almışlardır. Kurulan bu iki teşkilat Kozan ve Saimbeyli kuşatmasında da aktif görev almıştır. Adana, Misis ve Ceyhan kuşatmalarına da katılmışlardır. Ayrıca Ermeni ve Fransızların Adana’da Kozan ve Saimbeyli’ye geliş gidişlerine de engel olamaya çalışmıştır.

CUMHURİYET ZAMANINDA İMAMOĞLU

Bugünkü İmamoğlu ilçe merkezinde bulunan belediye binası ve Çarşı Cami ve merkezdeki köprünün güney-batı ucunda eskiden “Garipler Mezarlığı” bulunduğu bilinmektedir. Bu mezarlık zaman içerisinde kaldırılarak yerleşime açılmıştır. Bu bölgenin aynı zamanda önceleri bataklık olduğu ve bol miktarda sivrisinekten dolayı sıtma hastalığı olduğundan yerleşime açılmadığı; ancak yol güzergâhı konumu nedeniyle geliştiği rivayet edilmektedir.

İmamoğlu ilçe merkezi boş alan olduğundan devlet tarafından iskâna müsait bölge belirlenerek, Anadolu dışından gelen Türk asıllı göçmenlere tahsis edilmiştir. Bu yüzden 1936 yılında Romanya’dan gelen göçmenler ilçeye bağlı Koyunevi, Saygeçit, Yazıtepe, Ayvalı köylerine yerleşmişlerdir. Ayrıca 1938 yılında gelen göçmenler de bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yere hükümetçe yerleştirilmişlerdir. Daha sonra Ceyhan ve Kozan ilçelerinde bulunan Romanya Göçmenleri de İmamoğlu'na taşınmışlardır.

İmamoğlu, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin çevre ilçe ve köylerden gelen yerli halkın yerleşmesiyle, İmamoğlu'nun nüfusu artmış ve İmamoğlu daha sonra kendisine bağlanacak olan, o sıralar Kozan'ın mahallesi durumundaki Koyunevi köyünün bir mahallesi olmuştur. Koyunevi köyünün bir mahallesi iken,1940 yılında köy tüzel kişiliğine kavuşmuştur. Böylece önce mahalle, sonra da köy olmuştur. İmamoğlu köyü kurulduktan sonra bir cazibe merkezi haline gelmiş ve 1945 yılında “İmamoğlu Pazarı” kurulmuştur. Bu pazar, İmamoğlu'nda yaşamı hareketlendirmiştir ve bu yerleşim yeri dikkat çekmeye başlamıştır. 1946 yılından itibaren konar-göçer hayatı yaşayan aşiretler de İmamoğlu’nu mesken tutmuştur.

2 Ekim 1949 tarihinde Jandarma Teşkilatı kurulmuştur. 1950 yılında Bulgaristan’dan gelen Türk asıllı Göçmenler ilçe merkezine iskân edilmişlerdir. 30 Temmuz 1959 tarihinde Bucak Teşkilatı statüsüne kavuşmuştur. 1964 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur. İmamoğlu, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı 103 ilçe kurulması hakkındaki kanun ile Kozan İlçesinden ayrılarak bağımsız ilçe statüsüne kavuşmuştur.

20 Kasım 2020 Cuma

ALMAN MEZARLIĞINDA BİR İMAMOĞLULU

 

I. Dünya Savaşı sırasında Almanya ile Osmanlı Devleti’nin savaş ortaklığı vardır. Bu savaş sırasında Alman askerleri Anadolu’ya gelip Osmanlı askeriyesi içinde de görev yapmışlardır. Görev yapan bazı Alman askerleri Anadolu’da savaş sırasında vefat etmişlerdir. Almanlar Anadolu’da ölen askerlerini unutmamışlar ve askerleri için çeşitli anıt mezra yapmışlardır. Bu mezralarından bir de Mersin ili sınırları içerisindedir. Ben de bu mezarı ziyaret etmiştim. Fakat bu mezrada İmamoğlulu bir askerin olduğunu fark edememiştim. Sağ olsun Ali Bulmuş isimli biri bu mezarlığı ziyareti sırasında mezar kitabesinde İmamoğlulu bir ismin olduğunu fark etmiş. Mezarın fotoğrafını çekip bana göndermiş. Bu Alman Mezarlığı Çamalan mevkiinin otoyola bağlantı noktasında bulunmaktadır. İmamoğlu nüfusuna kayıtlı olan Eyüpoğlu Veli ve diğer tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerim. Almanların bu hassasiyeti içinde Almanlara teşekkür ederiz. Burada üzülerek şunu da belirtmek isterim ki İmamoğlu’nda Milli Mücadele şehitleri ve kahramanlarımızın mezarlarına gereken önem verilmemektedir. Umarım şehit ve kahramanlarımızın mezarları hak ettikleri saygıyı ve özeni gösteririz.




6 Eylül 2020 Pazar

 İMAMOĞLU ALTINİNİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Şamil YAZAN

Araştırmacı-Yazar

 

Son günlerde Altınini ismi İmamoğlu gündemine girdi. Adana Büyükşehir Belediyesi burayı İmamoğlu Belediyesi ve Kültür Bakanlığı ile işbirliği yaparak burayı turizme kazandıracağını belirtti. İmamoğlular böyle bir yerin ismini ilk defa duydukları için büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Hatta bu konıda ilginç yorumlar da yapıldı. İşte onlarda biri şu idi: “40 yıllık oralıyım öyle bir yer duymadım kesin Eğner tarafı” Aslına bakarsanız bu tip yorumları normal karşılamak gerek. Çünkü İmamoğlular İmamoğlu’nun tarihi ve turistik yerleri bilmezler. Gelelim Altınini denilen yer var mı? Elbette Altınini diye bir yer var. Hatta bana İmamoğlu’nda gezilecek yer var mı diye soranlara Altınini örnek verdiğim yerlerden biri idi.2008’de yayınladığım İmamoğlu tarihi adlı eserimde Altınini fotoğraflarına yer yerdim. Ayrıca 2009’da Üçtepe İlköğretim Okulu adına öğrencilerle buraya gezi bile düzenledik. Aslında bura ile ilgili çalışma bana göre geç bile kalmıştır. Hatta İmamoğlu’nda tarihi ve doğal güzelliklere birçok yer vardır. Yine tekrar edeyim. İmamoğlular bu yerleri bilmezler.

Gelelim Altınini nerde? Altınini İmamoğlu’nun Pekmezci Mahallesi’nin hemen alt tarafında bulunmaktaydı. Ulaşım olarak düzgün bir yola sahip değildir. Yani buraya ulaşmak biraz zahmetlidir. Ayrıca burası birinci dereceden sit alanıdır. Burada uzun süreli bir arkeolojik araştırmalar yapılmadığı için mahiyetiyle ilgili ayrıntılı bilgilere sahip değiliz. İnsan yapımı oygu mağaralar olduğu için burada insan yaşamına dair yeraltı şehri olduğu tahmin edilmektedir.



Osmanlının 16. yy kaynaklarında burasının adı Altınini veya Altınönü diye geçmektedir. Burası Akisalı cemaatinin ekinlik alanı olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca o tarihlerde burası Sarıçam nahiyesine bağlı imiş.

Altınini’de tarihi değere sahip mağaralar vardır. Ayrıca mağaralar yakınında küçük bir şelale vardır.  Ayrıca Altınini yakınlarında tarihi taş yol kalıntıları vardır. Tarihi yapılar korunak burası turizme kazandırılabilir. Son olarak İmamoğlu’nda birçok tarihi yapı vardır. Ayrıca zamanda doğal güzelliklere sahiptir. Sadece bunların bilinmesi ve korunması gerekiyor.

30 Ağustos 2020 Pazar

İMAMOĞLULU MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI KIRMIZI OSMAN

 

Şamil YAZAN

Araştırmacı-Yazar

İmamoğlu tarihinin Milli Mücadele dönemini araştırırken her zaman Milli Mücadele kahramanlarımızın mütevazılıklarına dair birçok hikâye dinledim. İşte bu mütevazı kahramanlarımızdan biri İmamoğlu’nun Koyunevi Mahallesinden olan Osman Atalay. Halk arasında Kırmızı Osman diye bilinir. Bu yüzden Milli Mücadele ile ilgili kaynaklarda da adı kırmızı Osman diye geçer. Mezardaki kitabesinde doğum tarihi1894 ve ölüm tarihi1972’dir Babası Koyunevi’nin ileri gelenlerinden Cabbar Kâhya’dır. Mezarında Milli Mücadele kahramanı olduğunun vurgulanmaması üzücü bir durumdur. Mezarın hemen sol tarafındaki oğlunun mezarının Kırmızı Osman’ın mezarına göre şatafatlı olması da kaderin bir cilvesi olsa gerektir. Evet, Milli Mücadele kahramanlarımız mütevazı olabilirler fakat bizler onların tarihteki rollerini unutmayıp onlara gereken saygıyı her daim göstermek zorundayız. Bu yüzden bu mezar hak ettiği şekilde tekrar yapılmalı ve kitabesinde Milli Mücadele kahramanı olduğu vurgulanmalıdır.


Biraz da onun tarihteki rolünden bahsedelim. I. Dünya Savaşı’na katılmış ve İngilizlere esir düşmüştür. Esirlik hayatı Mısır’da geçmiştir. Bu durum onun Kanal Cephesi’nde savaştığını gösterir. Bir fırsatını bularak Mısır’dan kaçar. Yorgun ve bitkin bir şekilde Koyunevi’ne döner. Döner amma yeri yurdu işgal altındadır. Kırmızı Osman yılmamıştır ve yine yılmayacaktır. Fransızlar ve Ermenilerle mücadeleye hazırdır. Bu yüzden köylülerine tarihe geçen meşhur sözünü söyler: “ Düşman gelecek evinize şapkasını asacak ve sizin hiçbir söz hakkınız olmayacak. Bu yüzden savaşmak zorundasınız.” Böylece İmamoğlu’nda Milli Mücadele’nin öncüsü olur. İmamoğlu ve çevresinde kurulan Saygeçit Müfrezeler Komutanlığının Birinci Bölüğününüm I. Takım Komutanlığını yapar. Milli mücadeleden sonra İstiklal madalyası alışmıştır.

Milli Mücadelede bu kadar büyük bir hizmeti olan bir kişinin mezarı tekrar yapılmalıdır. Adı bir okula veya bir mahalleye verilmelidir. Ayrıca yukarıdaki sözü de İmamoğlu’nun işlek bir yerine yazılmalıdır. İşte İmamoğlu ilçesi kahramanlarını ve tarihini tanıdıkça daha hızlı gelişecektir.