31 Ağustos 2021 Salı

YENİ BİLGİLER IŞIĞINDA İMAMOĞLU TARİHİ

 


COĞRAFİ KONUMU

İmamoğlu, Adana iline bağlı, kuzeyinde Kozan, güneyinde Sarıçam, güney ve güney-doğusunda Ceyhan ve batısında ise Aladağ ve Karaisalı ilçeleri olan bir ova ilçesidir. İmamoğlu İlçe merkezi; Adana İl merkezine 45 km, Kozan İlçe merkezine 27 km mesafede olup; Adana’dan Kozan, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli’ye giden yol güzergâhı üzerinde bulunur.

İMAMOĞLU ADININ MENŞEİ

 İmamoğlu ilçesinin İlk ve Orta Çağ’da hangi isimle anıldığı konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Fakat Osmanlı Devleti’nin son yıllarında( 19. ve 20.yy’da) İmamoğlu ve çevresinin Sırkıntı adıyla anıldığı Osmanlı kaynaklarında geçmektedir. İmamoğlu adı ilk defa 1832’de geçmektedir. Ayrıca Osmanlı kaynaklarında İmamoğlu adı “İmamoğlu Köprüsü” veya “İmamoğlu Mevki ” diye geçmektedir. Mahalli rivayetlere göre İmam’ın oğlu tarafından ilçe merkezinde bulunan köprünün yerine bir köprü yaptırılmıştır. Bu köprü sayesinde Adana ile Kozan arasındaki yol kısaldığı için İmamoğlu Köprüsü’nün yakın çevresi İmamoğlu diye anılmaya başlanmıştır. Başka rivayete göre İmamoğlu ilçesi adını İmamoğlu isimli bir Türkmen topluluğundan almıştır.

İLK VE ORTA ÇAĞ’DA İMAMOĞLU

İmamoğlu ilçesinin İlk ve Orta Çağ’daki konumu hakkında yeterli bilgi olmamasına rağmen İmamoğlu ilçesinin merkez dışındaki mahalelerinde(yani köylerinde) birçok tarihi kalıntı vardır. Adana Kültür Müdürlüğünün envanterindeki kayıtlara göre Oluğun Höyüğü, Keli Mevki, Aliler Mozaikleri, Koyunevi Mozaikleri, Maya Tepe Nekropol Alanları, Altınini Yeraltı Şehri, Ayvalı Höyük Alanı, Kara Höyük Alanı, Ağzıkaraca Kalesi, Kireç Ocağı Mozaikleri, Topraktepe Höyük Alanı, Eski Höyük Tepesi,  Üçtepe Ev kalıntıları tarihi değere sahip sit alanlarıdır. Koyunevi’ndeki tarihi yapıların MS 99. yy, MS 1.yy ve MS 6.yy’dan kaldığı tespit edilmiştir. Yine bu tespitlerden İmamoğlu ve çevresinin o tarihlerde Anavarza’ya bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

16. ve 18. YÜZYILLARINDA İMAMOĞLU

Osmanlı Devleti’nin 1515-1516’da Memlûk Devleti’ni yıkmasıyla Osmanlı Devleti Çukurova’da tam bir hâkimiyet sağlamıştır. Bu durum İmamoğlu ve çevresi hakkında ilk düzenli bilgilerin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. 16. yy Osmanlı tapu tahrir defterlerine göre Çörten, Saygediği, Sayca, Altınini ve Ağzıkaraca denen mahalleler Adana livasına bağlı olan Sarıçam nahiyesine idari yönden bağlıydılar. Bu bölgede o tarihlerde Akisalı, Tahtalı, Konur adlı Türkmen toplulukları bu bölgede yaşamaktaydı. Fakat 16. ve 17. yy’de Anadolu’da çıkan Celali İsyanları İmamoğlu ve çevresini de etkilemişlerdir. Bu yüzden Çukurova’da güvenlik sağlanamayınca birçok yerleşim alanı yok olmuştur. Ayrıca İmamoğlu ve çevresinde bulunan Türkmen toplulukları yaşadıkları bu bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır.

 

 

 

FIRKA-İ İSLAHİYE ve İMAMOĞLU

Fırka-i İslahiye öncesinde İmamoğlu ve çevresinde Sırkıntı Türkmenleri yaşamaktaydı. Bu yüzden İmamoğlu ve çevresi Sırkıntı adıyla anılmaktaydı. Sırkıntı Türkmenleri içerisinde Berber ve Danacı denilen aşiretlerde vardı. Ayrıca İmamoğlu’nun kuzey-doğusunda Hacı, Lek ve Kırıntı aşiretleri de vardı. Bu saydığımız Türkmen toplulukları Kozanoğlularına tabi idi.

Kırım Savaşı için asker ihtiyacı doğdu. İngiltere : “Eğer teminat verirseniz biz Kozanoğlu’nu muhabereye sevk ederiz.” demesi üzerine Osmanlı Devleti Çukurova’ya yabancı devletlerin karışmasından rahatsızlık duyarak bu teklifi reddetti.  Osmanlı Devleti’nin bölgede asayişi sağlayamaması ve bölgeden düzenli vergi alamaması yüzünden Çukurova’da esaslı bir ıslahat yapması gerektiğini ortaya çıktı. Bu yüzden Osmanlı Devleti Fırka-i İslahiye adlı bir ıslah ordusu hazırladı. Bu ordunun amacı bölgede yaşayan aşiretleri iskân etmekti. Bu amaçla ordu 28 Mayıs 1865’te İskenderun Limanından karaya çıktı. İlk önce Amik ovası ve çevresinde bulunan aşiretleri itaat altına alarak iskân işlerine başladı. Fırka-i İslahiye daha sonra Kozan ve çevresinin ıslah işine girişti. İmamoğlu ve çevresinde Sırkıntı Türkmenlerini iskân edildi. Zaten daha öncesinden Sırkıntı Türkmenleri Kozanoğullarının baskından bıktıkları için iskân için devlete dilekçe yazmıştı. Bu yüzden olsa gerek Sırkıntı Türkmenlerinin iskânı sırasında herhangi bir olay olmamıştır. Fırka-İslâhiye çalışması sonucu İmamoğlu ve çevresi Yukarı Sırkıntı ve Aşağı Sırkıntı diye iki nahiyeye ayrıldı. Yukarı Sırkıntı Kozan’a bağlandı ve Çörten, Sayca, Otluk, Koyunevi, Alaybeyi, Hacıhasanlı, Tepecikören, Camili, Damyeri, Zerdali, Karacaören, Turunçlu adlı köyler bu nahiyeye bağlandı. Aşağı Sırkıntı nahiyesi Adana’ya bağlanıp Saygeçit, Danacılı, Isırganlı, Kırmıt, Soysalı, Gümürdülü, Camızağılı,  Yarımca,  Tatlıkuyu, Bıçılganlı adlı köyler de bu nahiyeye bağlandı.

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA İMAMOĞLU

Fransa’nın 21 Aralık 1918’de Adana ve 8 Mart 1919’da Kozan’ı işgal etti. Bu işgal neticesinde Aşağı Sırkıntı nahiyesinin idari merkezi olan Saygeçit’te bulunan hükümet konağı ve karakola Fransız bayrağı asıldı. Bu Fransız bayrağı Besim Albayoğlu tarafından 1919 yılının ekim sonu veya kasım başında  indirilmiştir. Mustafa Kemal Paşa tarafından Çukurova’da Kuvayımilliye’yi teşkilatlandırmak için Binbaşı Kemal Bey’i Kozanoğlu Doğan Bey ve Yüzbaşı Osman Nuri Bey’i Aydınoğlu Tufan Bey takma adı ile bölgeye gönderdi. Böylece İmamoğlu’nda da Kuvayimilliye teşkilatlandırmasına giden yolda açılmış oldu. Bu amaçla İmamoğlu’nda ilk olarak Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Başkanlığına Abülhüdalı İbrahim Efendi getirildi. Üyeliklerine ise Musa Hoca, Sırkıntılı Mahmut Efendi, Abdizade Mustafa, Sırkıntılı Hacı Beyzade Mehmet Bey, Taze Ali Ağa ve Hacı Efendi getirilmiştir. Kuvayimilliye’nin ihtiyaçlarını karışılmak içinde bir İaşe Heyeti kurulmuştur. Bu İaşe Heyetinin başkanlığına Maşuk Partal atandı. Üyeliklerine Eyüp Ağa, Kara Koca ve Mustan Kâhya atanmıştır. Sırkıntı Grup Komutanlığı adıyla İmamoğlu’nda Kuvayimilliye teşkilatı kurulmuştur. Bu teşkilatın komutanlığına Ahmet Cevdet Çamurdan, I. Bölük Komutanlığına Çerkez Bey, I. Takım Komutanlığına Kırmız Osman, II. Takım Komutanlığına Osman Çavuş ve danışmanlığına Ali Ulvi ve II. Bölük Komutanlığına Çinçikoğlu Mehmet Ali Efendi, I. Takım komutanlığına Soysalılı Hacı, II. Takım komutanlığına Aslan Çavuş ve Danışmanlığına Gökvelioğlu Mehmet Efendi getirilmiştir. İmamoğlu’nun kuzey-doğu kısmının teşkilatlanmasını Halil Topaloğlu üstlenmiştir.  Halil Topaloğlu tarafından Arslanlı Bölük Teşkilatı kurulur.   Çapanoğlu İsmail Çavuş ve Kara Kayhaoğlu Ali Onbaşı olarak bu teşkilat içerinde yer alır. Bu teşkilat içerisinde Ayvalı ve Sokutaş köyü sakinleri görev almışlardır. Kurulan bu iki teşkilat Kozan ve Saimbeyli kuşatmasında da aktif görev almıştır. Adana, Misis ve Ceyhan kuşatmalarına da katılmışlardır. Ayrıca Ermeni ve Fransızların Adana’da Kozan ve Saimbeyli’ye geliş gidişlerine de engel olamaya çalışmıştır.

CUMHURİYET ZAMANINDA İMAMOĞLU

Bugünkü İmamoğlu ilçe merkezinde bulunan belediye binası ve Çarşı Cami ve merkezdeki köprünün güney-batı ucunda eskiden “Garipler Mezarlığı” bulunduğu bilinmektedir. Bu mezarlık zaman içerisinde kaldırılarak yerleşime açılmıştır. Bu bölgenin aynı zamanda önceleri bataklık olduğu ve bol miktarda sivrisinekten dolayı sıtma hastalığı olduğundan yerleşime açılmadığı; ancak yol güzergâhı konumu nedeniyle geliştiği rivayet edilmektedir.

İmamoğlu ilçe merkezi boş alan olduğundan devlet tarafından iskâna müsait bölge belirlenerek, Anadolu dışından gelen Türk asıllı göçmenlere tahsis edilmiştir. Bu yüzden 1936 yılında Romanya’dan gelen göçmenler ilçeye bağlı Koyunevi, Saygeçit, Yazıtepe, Ayvalı köylerine yerleşmişlerdir. Ayrıca 1938 yılında gelen göçmenler de bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yere hükümetçe yerleştirilmişlerdir. Daha sonra Ceyhan ve Kozan ilçelerinde bulunan Romanya Göçmenleri de İmamoğlu'na taşınmışlardır.

İmamoğlu, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin çevre ilçe ve köylerden gelen yerli halkın yerleşmesiyle, İmamoğlu'nun nüfusu artmış ve İmamoğlu daha sonra kendisine bağlanacak olan, o sıralar Kozan'ın mahallesi durumundaki Koyunevi köyünün bir mahallesi olmuştur. Koyunevi köyünün bir mahallesi iken,1940 yılında köy tüzel kişiliğine kavuşmuştur. Böylece önce mahalle, sonra da köy olmuştur. İmamoğlu köyü kurulduktan sonra bir cazibe merkezi haline gelmiş ve 1945 yılında “İmamoğlu Pazarı” kurulmuştur. Bu pazar, İmamoğlu'nda yaşamı hareketlendirmiştir ve bu yerleşim yeri dikkat çekmeye başlamıştır. 1946 yılından itibaren konar-göçer hayatı yaşayan aşiretler de İmamoğlu’nu mesken tutmuştur.

2 Ekim 1949 tarihinde Jandarma Teşkilatı kurulmuştur. 1950 yılında Bulgaristan’dan gelen Türk asıllı Göçmenler ilçe merkezine iskân edilmişlerdir. 30 Temmuz 1959 tarihinde Bucak Teşkilatı statüsüne kavuşmuştur. 1964 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuştur. İmamoğlu, 19.06.1987 tarih ve 3392 sayılı 103 ilçe kurulması hakkındaki kanun ile Kozan İlçesinden ayrılarak bağımsız ilçe statüsüne kavuşmuştur.

20 Kasım 2020 Cuma

ALMAN MEZARLIĞINDA BİR İMAMOĞLULU

 

I. Dünya Savaşı sırasında Almanya ile Osmanlı Devleti’nin savaş ortaklığı vardır. Bu savaş sırasında Alman askerleri Anadolu’ya gelip Osmanlı askeriyesi içinde de görev yapmışlardır. Görev yapan bazı Alman askerleri Anadolu’da savaş sırasında vefat etmişlerdir. Almanlar Anadolu’da ölen askerlerini unutmamışlar ve askerleri için çeşitli anıt mezra yapmışlardır. Bu mezralarından bir de Mersin ili sınırları içerisindedir. Ben de bu mezarı ziyaret etmiştim. Fakat bu mezrada İmamoğlulu bir askerin olduğunu fark edememiştim. Sağ olsun Ali Bulmuş isimli biri bu mezarlığı ziyareti sırasında mezar kitabesinde İmamoğlulu bir ismin olduğunu fark etmiş. Mezarın fotoğrafını çekip bana göndermiş. Bu Alman Mezarlığı Çamalan mevkiinin otoyola bağlantı noktasında bulunmaktadır. İmamoğlu nüfusuna kayıtlı olan Eyüpoğlu Veli ve diğer tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerim. Almanların bu hassasiyeti içinde Almanlara teşekkür ederiz. Burada üzülerek şunu da belirtmek isterim ki İmamoğlu’nda Milli Mücadele şehitleri ve kahramanlarımızın mezarlarına gereken önem verilmemektedir. Umarım şehit ve kahramanlarımızın mezarları hak ettikleri saygıyı ve özeni gösteririz.




6 Eylül 2020 Pazar

 İMAMOĞLU ALTINİNİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Şamil YAZAN

Araştırmacı-Yazar

 

Son günlerde Altınini ismi İmamoğlu gündemine girdi. Adana Büyükşehir Belediyesi burayı İmamoğlu Belediyesi ve Kültür Bakanlığı ile işbirliği yaparak burayı turizme kazandıracağını belirtti. İmamoğlular böyle bir yerin ismini ilk defa duydukları için büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Hatta bu konıda ilginç yorumlar da yapıldı. İşte onlarda biri şu idi:40 yıllık oralıyım öyle bir yer duymadım kesin Eğner tarafı” Aslına bakarsanız bu tip yorumları normal karşılamak gerek. Çünkü İmamoğlular İmamoğlu’nun tarihi ve turistik yerleri bilmezler. Gelelim Altınini denilen yer var mı? Elbette Altınini diye bir yer var. Hatta bana İmamoğlu’nda gezilecek yer var mı diye soranlara Altınini örnek verdiğim yerlerden biri idi.2008’de yayınladığım İmamoğlu tarihi adlı eserimde Altınini fotoğraflarına yer yerdim. Ayrıca 2009’da Üçtepe İlköğretim Okulu adına öğrencilerle buraya gezi bile düzenledik. Aslında bura ile ilgili çalışma bana göre geç bile kalmıştır. Hatta İmamoğlu’nda tarihi ve doğal güzelliklere birçok yer vardır. Yine tekrar edeyim. İmamoğlular bu yerleri bilmezler.

Gelelim Altınini nerde? Altınini İmamoğlu’nun Pekmezci Mahallesi’nin hemen alt tarafında bulunmaktaydı. Ulaşım olarak düzgün bir yola sahip değildir. Yani buraya ulaşmak biraz zahmetlidir. Ayrıca burası birinci dereceden sit alanıdır. Burada uzun süreli bir arkeolojik araştırmalar yapılmadığı için mahiyetiyle ilgili ayrıntılı bilgilere sahip değiliz. İnsan yapımı oygu mağaralar olduğu için burada insan yaşamına dair yeraltı şehri olduğu tahmin edilmektedir.



Osmanlının 16. yy kaynaklarında burasının adı Altınini veya Altınönü diye geçmektedir. Burası Akisalı cemaatinin ekinlik alanı olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca o tarihlerde burası Sarıçam nahiyesine bağlı imiş.

Altınini’de tarihi değere sahip mağaralar vardır. Ayrıca mağaralar yakınında küçük bir şelale vardır.  Ayrıca Altınini yakınlarında tarihi taş yol kalıntıları vardır. Tarihi yapılar korunak burası turizme kazandırılabilir. Son olarak İmamoğlu’nda birçok tarihi yapı vardır. Ayrıca zamanda doğal güzelliklere sahiptir. Sadece bunların bilinmesi ve korunması gerekiyor.

30 Ağustos 2020 Pazar

İMAMOĞLULU MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI KIRMIZI OSMAN

 

Şamil YAZAN

Araştırmacı-Yazar

İmamoğlu tarihinin Milli Mücadele dönemini araştırırken her zaman Milli Mücadele kahramanlarımızın mütevazılıklarına dair birçok hikâye dinledim. İşte bu mütevazı kahramanlarımızdan biri İmamoğlu’nun Koyunevi Mahallesinden olan Osman Atalay. Halk arasında Kırmızı Osman diye bilinir. Bu yüzden Milli Mücadele ile ilgili kaynaklarda da adı kırmızı Osman diye geçer. Mezardaki kitabesinde doğum tarihi1894 ve ölüm tarihi1972’dir Babası Koyunevi’nin ileri gelenlerinden Cabbar Kâhya’dır. Mezarında Milli Mücadele kahramanı olduğunun vurgulanmaması üzücü bir durumdur. Mezarın hemen sol tarafındaki oğlunun mezarının Kırmızı Osman’ın mezarına göre şatafatlı olması da kaderin bir cilvesi olsa gerektir. Evet, Milli Mücadele kahramanlarımız mütevazı olabilirler fakat bizler onların tarihteki rollerini unutmayıp onlara gereken saygıyı her daim göstermek zorundayız. Bu yüzden bu mezar hak ettiği şekilde tekrar yapılmalı ve kitabesinde Milli Mücadele kahramanı olduğu vurgulanmalıdır.


Biraz da onun tarihteki rolünden bahsedelim. I. Dünya Savaşı’na katılmış ve İngilizlere esir düşmüştür. Esirlik hayatı Mısır’da geçmiştir. Bu durum onun Kanal Cephesi’nde savaştığını gösterir. Bir fırsatını bularak Mısır’dan kaçar. Yorgun ve bitkin bir şekilde Koyunevi’ne döner. Döner amma yeri yurdu işgal altındadır. Kırmızı Osman yılmamıştır ve yine yılmayacaktır. Fransızlar ve Ermenilerle mücadeleye hazırdır. Bu yüzden köylülerine tarihe geçen meşhur sözünü söyler: “ Düşman gelecek evinize şapkasını asacak ve sizin hiçbir söz hakkınız olmayacak. Bu yüzden savaşmak zorundasınız.” Böylece İmamoğlu’nda Milli Mücadele’nin öncüsü olur. İmamoğlu ve çevresinde kurulan Saygeçit Müfrezeler Komutanlığının Birinci Bölüğününüm I. Takım Komutanlığını yapar. Milli mücadeleden sonra İstiklal madalyası alışmıştır.

Milli Mücadelede bu kadar büyük bir hizmeti olan bir kişinin mezarı tekrar yapılmalıdır. Adı bir okula veya bir mahalleye verilmelidir. Ayrıca yukarıdaki sözü de İmamoğlu’nun işlek bir yerine yazılmalıdır. İşte İmamoğlu ilçesi kahramanlarını ve tarihini tanıdıkça daha hızlı gelişecektir.

2 Ekim 2014 Perşembe

SIRKINTI TÜRKMENLERİNİN MENŞEİİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Şamil YAZAN
Araştırmacı-Yazar

Sırkıntı Türkmenleri Çukurova’nın en önemli Türkmen Topluluklarından birisi olmasına rağmen hakkında fazla bilgi olmaması dikkat çekicidir. Sırkıntı Türkmenleri üzerine fazla araştırma olmamasına rağmen Sırkıntı Türkmenlerinin menşeii konusunda bilgi kirliliğin olması daha da şaşırılacak şeydir. İşte bu yazı çalışmamızda Sırkıntı Türkmenlerinin Avşar olduğu yönündeki iddiaları değerlendireceğiz.
Sırkıntı Türkmenlerinin Avşar olduğu iddiasını dile getirenlerin başında Yusuf Halaçoğlu, S. Burhanettin Akbaş ve Adnan Menderes Kaya bulunmaktadır. Adnan Menderes Kaya’nın “Avşar Türkmenleri” isimli eserinde Sırkıntı Türkmenleriyle ilgili şöyle bir ifade vardır:”Çukurova’nın en büyük aşiretlerinden biri olan Sırkıntı Aşireti batılı seyyahlar atarfından Afşarlara mensup bir oymak olarak gösterilmektedir.”[1] Aynı ifadeyi S. Burhanettin Akbaş’ın “Kayseri’de Yörükler ve Türkmeler” isimli eserinde görmekteyiz.[2] Bu iki yazarın ifadelerinden sanki birden fazla batılı seyyahın Sırkıntı Türkmenlerinin Avşar olduğunu belirttiği gibi anlam çıkıyor. Oysaki kaynak olarak gösterdikleri Faruk Sümer’in makalesinde[3] böyle bir anlam çıkaracak ifadeyi göremiyoruz. Faruk Sümer bir Alman seyyahının ifadesinden Kozanoğullarında Avşar olabileceğini belirtiyor. Faruk Sümer yine de Kozanoğullarının Farsak olma ihtimalinin olabileceğini belirtmektedir.Faruk Sümer’in aynı Avrupalı seyyah dayanarak “Sırkıntıoğlu’nun ve hatta Karsantıoğlu’nun Avşar Beylerinden oldukları sözüne inanılabilir.” demektedir. Faruk Sümer’in bu ifadesinden anlaşılacağı üzere bu tahmindir. Ayrıca Faruk Sümer’in bu ifadelerinden anlaşılacağı üzere böyle bir iddiaya kaynak olan başka  bir Avrupalı seyyah yoktur. Sonuç olarak Faruk Sümer’in  Osmanlı arşivindeki ” Zikr olunan Sırkındılı nam-ı diğer Alaeddinlü me’a Kara Dirlik Bozdoğan taifesinden olup..”[4] ifadesini görmüş olsaydı zaten Sırkıntı Türkmenlerinin Avşar olduğu yönünde bir görüş belirtmezdi.
Yusuf Halaçoğlu’nun Çukurova ilgili eserlerinde Sırkıntı Türkmenlerinin Avşar olduğunu belirten bir ifadeye rastlamadık ama Yusuf Halaçoğlu’nun konferanslarında veya basın açıklamalarında bu yönde bir açıklama yaptığını biliyoruz. Yusuf Halaçoğlu’nun hangi kaynağa dayanarak Sırkıntı Türkmenlerinin Avşar olduğunu söylüyor bunu bilemiyoruz. Tahminimize göre Yusuıf Halaçoğlu’nun kaynak olarak  yukarıda bahsettiğimiz Faruk Sümer’in makalesidir.
            Sonuç olarak Sırkıntı Türkmenleri üzerine yeterince çalışma olmadığı ortadadır. Bu yüzden Sırkıntı Türkmenleri hakkında bilgi karışıklılığının olması normaldir. İlerde yayınlayacağım “Sırkıntı Türkmenleri” isimli çalışma bu konudaki boşluğu dolduracaktır.




[1]  Adnan Menderes Kaya, Avşar Türkmenleri, Geçit Yayınları, Kayseri 2004,s.197
[2] S. Burhanettin Akbaş, Kayseri’de Yörükler ve Türkmenler, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, Kayseri 2005, s.168
[3] Faruk Sümer, “Çukurova Tarihine Dair Araştırmalar”, Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt I, Sayı I, Ankara 1963, s.84,85
[4] MAD 6890, s.32

28 Mart 2014 Cuma

SIRKINTI TÜRKMENLERİ TARİHİ ÜZERİNE NOTLAR

Şamil YAZAN
Araştırmacı-Yazar

            Sırkıntı Türkmenleri üzerine en geniş bilgisi sahip biri olarak Sırkıntı Türkmenleri üzerine konuşması gereken biri olarak bu yazıyı kaleme aldım. Bu yazının amacı Yukarı Sırkıntı Nahiyesi tanıtmak ve Sırkıntı Türkmenlerinin günümüzde mensupları üzerine düşüncelerimizi paylaşmaktır.

1.Geçmişten Günümüze Sırkıntı Türkmenleri

            Gerek Ahmet Cevdet Paşa ve gerekse Faruk Sümer Sırkıntı Türkmenlerinin Çukurova’nın en büyük Türkmen topluluğundan biri olarak nitelemektedir. Faruk Sümer’e göre Sırkıntı Türkmenleri Çukurova’da 18 köye iskân edilmişlerdir. Bize göre Faruk Sümer’in verdiği rakam eksiktir. Ayrıca Faruk Sümer’in bahsettiği 18 köyün hemen hepsini biliriz. Ama bu köylerde kendini Sırkıntı diyen insan çok fazla değildir. Bu durumun sebebi nedir? Neden bazı insanlar kendileri Sırkıntı olarak ifade ederken; bazı insanlarda Sırkıntı’ya mensup olduğu halde kendini Sırkıntı olarak ifade etmez? İşte bu soruların cevabını aramaya çalışacağız. Bu soruların cevabını madde inceleyelim:
ü  Günümüzde kendini Sırkıntı olarak ifade eden insanlar bey ailesindendir. Yani aile arasında çok iyi bilinen meşhur Murtaza Beyin torunları olmaktadır.
ü  Bey ailesinde mensubiyet şuuru daha fazla olduğu için bu aileye mensup birçok kimse Sırkıntı soyadını almıştır.
ü   Bey ailesinde mensubiyet şuuru çok fazla olduğu için geçmişle anlatılanlar kuşaktan kuşağa aktarılabilmiştir.
ü   Gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet’in iskân siyaseti Bey ailesi dışındaki Sırkıntı Türkmenleri mensuplarının mensubiyet şuurlarını tamamen ortadan kaldırmıştır.
ü  Gerek Osmanlı Arşivinde bahsedilen ve gerekse Faruk Sümer’in bahsettiği köylerde yaşayan insanlar kendilerini Berber olarak nitelemektedirler. Ayrıca bu insanlar bu köylerinde kurucularıdır. Bu köyler Fırka-i İslâhiye’nin Çukurova’da gerçekleştirdiği ıslahatlar neticesinde kurulmuştur.
ü  Bu 18 köyde Berberler dışında yaşayan kişiler yöremizde Aydınlılar (Yörükler)  diye bilinmektedir ve Osmanlı Döneminin daha sonraki tarihlerinde veya Cumhuriyet Döneminde iskân olunmuşlardır.
ü  Kendilerini Berber diye ifade eden kişiler aslında Sırkıntı’ya mensupturlar.
ü  Zaten Berberlerin ileri gelen isimlerini ( Abdi Uşağı ve Deli Hasan gibi) Sırkıntı’ya ait 1721 tarihli ait bir kaynakta da görmekteyiz.  Bu kaynakta Sırkıntı’ya mensup kişilerin isimleri yer almaktadır. Yukarıda saydığımız isimleri de bu kaynakta görmekteyiz.

2. Yukarı Sırkıntı Nahiyesi

             Nahiye 1865 tarihinde Fırka-i İslâhiye’nin Çukurova’da gerçekleştirdiği ıslahatlar neticesinde kurulmuştur. Nahiye Kozan’ın güney-batısında ve İmamoğlu’nun batı ve kuzey- batısında yer almaktaydı. Nahiyenin ilk nahiye müdürü Sırkıntılı Ahmet Ağadır. Nahiye Kozan Sancağının Sis Kazasına bağlıydı. Adana Vilayet Salnamelerinden elde ettiğimiz bilgilere göre 19. ve 20 yüzyılda nahiyeye bağlı köyler şunlardır: Turunçlu, Karacaören, Bağtepe, Zerdali, Damyeri, Tepecikören, Camiören, Alaybeyi, Abdalören, Koyunevi, Otluk, Çörten ve Sayca. Nahiyenin idare merkezinin birkaç defa değiştiğini görmekteyiz. Bu nahiye İle ayrıntılı bilgiyi ilerde yayınlamayı düşündüğümüz ve hazırlıklarına başladığımız Sırkıntı Türkmenleri isimli eserimizde bulabileceksiniz.
            Bu nahiye ile ilgi yanlış bir kanıda isminin değiştiği yönündedir. Sırkıntı’ya mensup birçok kişiyle görüştüğümde bana Kozan’a bağlı Tepecikören Köyünün eski adının Sırkıntı olduğunu daha sonra değiştirildiğini belirttiler. Hatta Tepecikören Köyünün isminin Sırkıntı olarak değiştirilmesini önerenler bile var. Oysa ben bu görüşte değilim. Bunun nedenlerini madde madde açıklayayım:
ü  Sırkıntı bir aşiret ismi olduğu kadar Osmanlı Döneminde nahiye ismidir. Üstelik bir nahiye değil iki nahiyenin ismidir. Kozan’a bağlı nahiyenin ismi Yukarı Sırkıntı Nahiyesidir.
ü  Osmanlı geleneğinde bir nahiyenin veya kazanın merkezinin farklı bir ismi daima olurdu. Tek istisna büyük şehirlerin merkezleri de aynı adla anılırdı. İstanbul ve Adana gibi….Kadirli Osmanlı dönemindeki adı Kars olup merkezi idari yeri olan bugünkü Kadirli’nin yeri Pazar diye bilinmekteydi. Yukarı Sırkıntı Nahiyesinin idari yerleri sırasıyla Camili ve Tepecikören Köyü olmuştur. Yani Osmanlı Döneminde hiçbir köyün adı Sırkıntı olmamıştır. Halk arasında Sakardaş olarak bilinen yerin ismi Osmanlı kaynaklarında yine Tepecikören idi.
ü  Eğer bir yerin Sırkıntı olarak değiştirilecekse bu Tepecikören Köyü’nün ismi değildir. Değiştirilecek yerin ismi Ceyhan’a bağlı Sağkaya Beldesidir. Çünkü bu yerin eski ismi Kırmıt olup Aşağı Sırkıntı Nahiyesinin idari merkezi idi. Sağkaya Belediyelik olduğu için Sırkıntı adını alması daha mantıklıdır

ü  Son olarak Tepecikören Köyü belediyelik olursa Sırkıntı ismini alması gerekir. Ama köy konumunda kalırsa Sırkıntı adını almasına gerek yok. Çünkü tarihi gerçeklikle ters düşer.

9 Ocak 2014 Perşembe

İMAMOĞLULU ŞAIR VE YAZAR HASAN HÜSEYIN ÇABUK’TAN YENI BIR ESER

Şamil YAZAN
Araştırmacı-Yazar
Hasan Hüseyin Hoca’yı İmamoğlu üzerine çalışmaya başladığımda tanımıştım. Hoca o sıralar Çukurova’da Yörükler isimli eserini yayınlamıştı. Bende Fikret Aslan’ın İmamoğlu İlçesi’nin Tarihçesi isimli eseri düzelterek yayınlamak üzereydim. İşte kitabın matbaa işleriyle uğraşırken Hasan Hüseyin Hoca’nın da kitabını aynı matbaada çıkardığını öğrendim. Kendisiyle tanışmak üzere bir not bıraktım. Ama bizim matbaa yoğunluktan olsa gerek benim notumu Hasan Hüseyin Hoca’ya vermeyi unutmuşlar. Ama Hasan Hüseyin Hoca’yla matbaada karşılaşma şansımız oldu. Hemen kendimi tanıttım. Kendisi de hemen kitabını imzalayarak bana hediye etti. İmamoğlu üzerine çalıştığımı belirttim. Kendisi de yaptığım çalışma hakkında: İmamoğlu’nun buna büyük bir ihtiyacı olduğunu belirtti. Ben de hemen hazırlığını sürdürdüğüm Sosyal ve Kültürel Yapısıyla İmamoğlu Tarihi isimli çalışmamda Hocama da yer verdim. Az da olsa Hocamın İmamoğlulu bir yazar ve şair olarak bilinmesini istedi.
İmamoğlu’ndan yetişmiş ve yazmayı seven birisiyle tanışmak beni oldukça mutlu etmişti. Çünkü İmamoğlu’nda bu tür kültürel çalışmalara hazır değildi ve bu düşüncemde de yanılmadığıma inanıyorum. İmamoğlu’nda yetişmiş biri olarak bir nebze olsa yaşadığım aydın yalnızlığından Hasan Hüseyin Hoca sayesinde kurtulmuş oldum. Çünkü İmamoğlu’nda yazan ve üreten insan yok denecek kadar azdır ve yazan ve üreten insana da İmamoğlu’nda zerre kadar değer verilmez.  Ne diyelim bu da İmamoğlu’nun idarecilerinin bir kabahati olsa gerek...
İmamoğlu’nda kültürel hareketlilik yok derken hemen imdadıma Hasan Hüseyin Hoca’nın ikinci çalışması olan Elöpen Sıcağı isimli öykü çalışması çıktı karşıma. Hoca, öykü kitabı hazırlığını daha önce bana söylemişti. Ama kitap okumanın sevilmediği ve yazmanın ise gereksiz görüldüğü İmamoğlu’nda İmamoğlulu bir şairin yeni kitabı bende heyecan yaratmayacak ne olacaktı?
Gelin isterseniz yazarımızı tanıyalım: Hasan Hüseyin Hoca, İmamoğlu’nun Camili Köyü’ndendir. Kendi tabiriyle çadırda doğdu. İlkokulu kendi köyünde okudu.  Daha sonra öğretmeninin teşvikiyle Düziçi İlköğretmen Okulu’na gitti. Buradan 1968 yılında mezun oldu. 26 yıl yurdun değişik yerlerinde öğretmenli yaptı. 1993 tarihinde emekli oldu. Yazarımız eskidende edebiyatla ilgilenmekteydi, ama emekli olduktan sonra yazmaya daha çok ağırlık verdi. Toplumcu-Gerçekçi bir çizgide yazmaya gayret göstermekte olup birçok gazete ve dergide öyküleri
Daha öncede belirttik o çadırda doğdu. Yani tam bir Yörük...  İmamoğlu’nun Hayta Yörüklerinden olmaktadır. Belki de bu Yörüklük duyguları kendisini Yörükler üzerine bir kitap yazmaya iten.  Hoca Çukurova’da Yörükler çalışmasını hazırlarken birçok yeri de gezmiştir. Bu yönüyle eser ilginç bir çalışmadır.  Neyse sözü fazla uzatmayarak Hoca’nın yeni çalışmasına getireyim. Yeni çalışması Elöpen Sıcağı isminde olup tam 107 sayfadır.  Kitap da 17 tane hikâye vardır. Hoca hikâyelerinin konusunu çevresinden seçmiştir. Aslında kitabı biraz dikkatli bakıldığında Türkiye’nin yaşadığı değişimim izlerini de görmek mümkündür. Özellikle şehirleşme olgusunun insanlarda yarattığı çelişkiler hikâyelerde sık görülmektedir. “Sıradan Bir Eğitim” isimli öyküde “Öğretmen okuluna başladığım ilk günler en büyük zorluğum masada yemek yerken oldu. Bir türlü yemek yiyecek şekilde oturmayı beceremiyordum. Çoğu zaman sağa sola döküyordum.”böyle bir olayın yaşanmış olması şehirleşme olgusunun getirdiği çelişki olsa gerek.
“Tarımı Nasıl Makineleştirdik” isimli öyküde ise teknoloji karşısında yaşanan çelişkiler ve komiklikler güzel bir üslûpla anlatılmıştır. Avrupa Birliği uygulamalarının halk arasında nasıl algılandığı ve nasıl bir tepki aldıkları “Kopenhag Kriterleri ve İnek”, “Kopenhag Kriterleri ve Trafik” hikâyelerinde edile gelmiştir.
Hikâye kitabına baktığımızda yeni kelimelerde öğrendiğimizi görüyoruz. Halk arasında Elöpen adıyla bilinen bir kertenkele olduğunu ve bu kertenkele ele alındığında sürekli dilini çıkarırınmış. Bu yüzden Elöpen adını almış.  Sığır sürüsüne nahır dendiğini ondan öğreniyoruz. Kese yoğurdundan yapılan ayrana Çalkamaç dendiğini yine ondan öğreniyoruz. Ayrıca Hoca eski kelimeleri hatırlatmakla yetinmeyerek karpuz, kabak karışımına Karbak diyerek yeni kelimelerde türetmektedir.
Daha önce de belirttiğimiz üzere Toplumcu-Gerçekçi bir çizgide yazmaya çalışmaktadır. Bu yüzden olsa gerek Hoca hikâyelerinde vermek istediği mesajı hikâyelerin sonunda açık açık vermektedir. Yani hikâyeden çıkacak sonucu okuyucunun bulmasına bırakmamaktadır. “Müsait Bir Yerde” isimli öykünün sonunda. “ Esas olan hepimizin karşılıklı sevgi ve saygı içinde olmamızdır” diyerek verilmek istenen mesaj direk verilmiştir.

Eser hakkında söylenecek çok şey ama bu yazının amacını belki aşabilir. Nede olsa edebiyat eleştirmenliği benim uzmanlık alanım değil. Bizimki sadece hocanın kitabına bir merhaba diyebilmektir. Son olarak Hasan Hüseyin Hoca iyi ki varsın. İyi ki yazıyorsun.

21 Aralık 2013 Cumartesi

TBMM TUTANAKLARINDA İMAMOĞLU VE SIRKINTI NAHİYESİ

Şamil YAZAN
Araştırmacı-Yazar

Seyhan Milletvekili Cezmi Türk’ün 14.XI. 1952 tarihinde (Cuma günü) TBMM’nde yaptığı konuşmadan İmamoğlu ve Sırkıntı Nahiyesi ilgili geçen kısımları
.......Kendilerinin bitirilmiş olarak gösterdikleri köy yollarından bahsedeceğim. İmamoğlu köyünün 15 kilometre ilerisinde bir nahiye merkezimiz vardır, Sırkıntı nahiyesinin kışın Kozan kasabası ile alâkası tamamen kesildiği gibi yaz mevsiminde' de biz ancak jiple oralara gidebiliyoruz. Sayın Bakana hatırlatmak isterim ki; memleketimiz henüz kağnılar memleketidir (sayfa 134)
Seçim dairemizi yakında gezmişler iki doktorun bulunduğu bir köyden bahsettiler. Filhakika İmamoğlu adında bir köyümüz vardır. ......(Sayfa 134)
Kaynak: TBMM Tutanak Dergisi, Dönem IX, Cilt 17, Toplantı 3
İkici Birleşim 3.11.1967 Cuma
Adana Milletvekili Kemal Sarıibrahimoğlu'nun Sorusu
 Ceyhan'ın Tutlupınar, Sanmazı, Mercin -Cihanbekirli, Kösreli, Kadirli ilçesinin Satır, Yalınızdut - Eırdel, Kozan'ın Sırkıntı Nahiyesi yollarının bakımı 1967 programına alınmış mıdır? Bu yıl fazla yağış ve seller yüzünden tahrib olan köprüleri, menfezleri süratle yapılıp tamirleri ikmal edilecek midir? (Sayfa 39-40)
Turgut Toker, Köy İşleri Bakanın cevabı
Ceyhan'ın Kösreli köyü ile Kozan'ın Sırkıntı bucağı yolu Karayolları Genel Müdürlüğüne aittir.( Sayfa 40)

Yapılan
İlçenin Adı
Yolun Adı
km
Bakım
Kozan
İlt-Danacılı
3
Bakım
Kozan
İlt-Koyunevi,Yazıtepe,Alaybeyi,Camili
11
Bakım
Kozan
İlt-Ayvalı,Sokudaş, Sokudaş Mah.
9
Bakım
Kozan
İlt-Ağzıkaraca
4
Bakım
Kozan
İlt-Ufacıkören
2

Kaynak: TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 2, Cilt 22, Toplantı 3


30 Kasım 2013 Cumartesi

İMAMOĞLU’NDA EĞİTİMİN TEMEL MESELELERİ


Şamil YAZAN
Araştırmacı-Yazar

İmamoğlu’nda AKP’li bir yetkili İmamoğlu’nda öğretmen sorunu hallettiğini söylemişti. Politikacıların doğasından mıdır nedir? Bu zat meydanı boş bulmuş atıp tutmaktaydı. Nitekim İmamoğlu’nda başka bir AKP yetkilisi Ankara’ya İmamoğlu’na öğretmen atanması için gittiklerini ama İmamoğlu’na bir öğretmen dahi atatamadıklarını ve atanan tüm öğretmenlerin Güney Doğu Anadolu’ya atandıklarını belirtmişti. Bir AKP’li arkadaşım AKP’nin Milli Eğitimdeki tüm sorunları yakında çözeceğini söylemişti. Bir AKP’li vatandaş da doktorları hizaya getirdiklerini sıranın öğretmenlere geldiğini belirtmişti. O günden bugüne uzun bir süre geçti ama AKP eğitimdeki sorunları çözmek yerine eğitimdeki sorunları daha karmaşık hale getirmiştir. İşte bu yazımızın konusunda eğitimle alakalı olacaktır ama eğitim boylu boyuna karmaşık ve tartışmalı konudur. Biz de İmamoğlu’nda eğitimin sorunlara değinerek AKP’nin neden eğitimde başarısız olduğunu belirteceğiz. Bunu yaparken de devletin İmamoğlu için verdiği resmi istatistiklerden yararlanacağız.
1.Okul ve Derslik Sorunu
Eğitim-Öğretim Yılı
2006-2007
2007-2008
2008-2009
2009-2010
2010-2011
Öğrenci Sayısı
6286
6255
5.001
5066
6.213
Okul Sayısı
28
30
29
29
29
Derslik Sayısı
225
228
193
193
193
Öğretmen Sayısı
261
274
261
251
167
                                                                                                               
            2006-2011 verilerine göre İmamoğlu’na yeni bir okul yapılmadığı görülmektedir. Hatta 2006-2007 tarihlerinde 30 okul varken 2008-2009 yılları arasında 29 okul görünmektedir. Derslik sayılarına baktığımız zaman bir azalma görülmektedir. Buda bazı sınıfların birleştirildiğini göstermektedir.2010-2011 tarihleri arasında anaokulu derslik sayısı 22 ve şube sayısı 22 ve şube başına düşen öğrenci sayısı 17’dir. İlköğretimde derslik sayısı 171, şube sayısı 204 şube başına düşen öğrenci sayısı 22’dir. Lisede derslik sayısı 35, şube sayısı 40 ve şube başına düşen öğrenci sayısı 30’dur. 2013 verilerine göre okul sayısı 32, derslik sayısı 214’dir Verdiğimiz bilgilerden İmamoğluların çocuklarını anaokuluna göndermedikleri anlaşılmaktadır. Özellikle anaokulunun maliyetli olması bunda büyük bir etkendir. Lisede sınıf başına düşen öğrencinin 30 olması eğitimin kalitesinin düşmesine sebep olmaktadır. İlköğretimdeki sınıf başına düşen öğrenci 22 olarak gösterilse de bu abartıdan ibarettir. Çünkü İmamoğlu’nda bazı okullarda sınıf mevcudunun 30-35 olduğu bilinen bir geçektir.2013 tarihindeki verilere baktığımız zaman okul ve derslik sayısında artma görülmektedir. 4+4+4 sistemi düşünüldüğünde okul ve derslik sayısının yetersizliği ortadadır. Buradaki sorunun diğer kaynağı da İmamoğlulu AKP’lilerin beceriksizlikleridir. Nitekim Anadolu Lisesinin yapım yeri konusunda anlaşamayan AKP’li yetkililer Anadolu Lisesi için ayrılan ödeneğin başka yere gitmesine neden olmuşlardır. Anadolu Lisesi yapılmış ama oldukça geç yapılmıştır.
2. Öğretmen Sorunu
Açıklama
Sayı
Bakanlık Tarafından İlçemize Tahsis Edilen Norm Kadro
352
Mevcut Öğretmen Sayısı
207
Öğretmen İhtiyacı
145
İlçe Norm Kadro Durumuna Göre Fazla Öğretmen Sayısı
-

            Yukarıdaki tabloya baktığımız zaman İmamoğlu’nun öğretmen ihtiyacının 145 olduğu görülmektedir. 4+4+4 sistemini düşündüğümüzde İmamoğlu’nun öğretmen ihtiyacının 200-250 olduğunu söyleyebiliriz. 2013 verilerine göre öğretmen sayısı 279’dur. 2013 öğretmen sayısı 4+4+4 sisteminin İmamoğlu’na öğretmen atanmasında fazlaca etkili olmadığı görülmektedir. Ayrıca ilköğretimin ikiye ayrıldığını düşünürsek ilkokullarda öğretmen fazlalığının yaşandığını düşünebiliriz. Hatta bazı branş öğretmenlerinin İmamoğlu’nda bulunmadığı söylenmektedir. 2010 öncesinde istatistiklere göre İmamoğlu’nda bulunan rehber öğretmen sayısı 4’tür. Ayrıca öğretmen ihtiyacı ücretli olarak karşılanmaktadır. Bu durum İmamoğlu’nda eğitimin kalitesini düşüren en büyük etkenlerin başında gelmektedir. Bir diğer sorunda İmamoğlu’nda bulunan öğretmenlerin Kozan ve Adana’ya geliş-gidiş yaptıkları gerçeğidir. Öğretmenlerin İmamoğlu’nda sosyal ve kültürel faaliyetlerin olmaması bunda en büyük etkendir. Ayrıca Milli Eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlar yüzünden İmamoğlu’na tayini çıkan öğretmenlerin 2-3 yıl içinde bir yolunu bulup tayinlerini başka yerlere çıkarttıkları gerçeğidir.
3.Öğrencilerin Başarısı
Yılı
OKS Giren Öğrenci Sayısı
Yerleşen Öğrenci Sayısı
Başarı Yüzdesi
2006-2007
392
104
26
2007-2008
444
129
20
2008-2009
381
120
31
2009-2010
472
222
47
2010-2011
-
-
-
Yukarıdaki tabloya bakıldığında İmamoğlu’ndaki öğrencilerin OKS’ye girme konusunda başarıların arttığı görülmektedir. Bu durum İmamoğlu halkın eğitime gittikçe ilgilerinin artığını göstermektedir.
Yılı
ÖSS Giren Öğrenci Sayısı
Yerleşen Öğrenci Sayısı
Başarı Yüzdesi
2006-2007
339
68
20
2007-2008
225
60
27
2008-2009
217
47
21
2009-2010
123
77
59
2010-2011
-
-
-

Yukarıdaki tabloya baktığımız zaman ÖSS’ye giren öğrenci sayısında bir azalma olsa da başarı yüzdesin büyük bir artış vardır. Aslında bu başarı düşüklüğünün bir sebebi de en iyi öğrencilerin okumak için Adana ve Kozan’ı tercih ettiklerini de göstermektedir. Nitekim ilköğretimdeki öğrenci sayımız 4.617 ve lisedeki öğrenci sayımız 1.215’dir. Bu durumda ilköğretimden sonra bazı öğrencileri liseye gitmedikleri bazılarında okumak için Kozan ve Adana’ya gittikleri anlaşılmaktadır. Ama ne kadar öğrencinin lise okumak için Adana ve Kozan’a gittiği yönünde elimizde istatistik yoktur.
4.4+4+4 Sisteminin İmamoğlu’na Yansımaları
            Eğitime hangi sistemi getirirseniz getirin eğer iyi bir hazırlık yapmazsanız sonuç hüsran olur. Bu hüsranlığı 4+4+4 sisteminde de gördük. Çünkü AKP bu sistemi hiçbir hazırlık yapmadan “ben yaptım oldu” mantığıyla eğitimde uygulamaya çalışmıştır. Oysa İmamoğlu bazında bu sistemi düşünürsek İmamoğlu’nun her mahallesine bir okul yapılması gerekirdi. Ayrıca öğretmen kontenjanın tamamen doldurulması gerekirdi. Bu yüzden açılan İmam-hatip Lisesi ve ortaokulunun binası olmadığı için bu okullar geçici binalarda hizmet vermek zorunda bırakılmıştır. İlkokul ve ortaokulun ayrılmış ama bu resmiyette kalmıştır. Çünkü okulların bina sorunu olduğu için okullar ikili öğretim yapmak zorunda kalmışlardır. Bu yüzden iki okula aynı müdür ve müdür yardımcıları bakmaktadır.
Sonuç
            Sonuç olarak AKP eğitimde gerçekçi politikalara sahip olmadıkça eğitimdeki sorunlar bitmeyecektir. İmamoğlu öğreneğinde görüldüğü gibi öğretmen sıkıntısı vardır. Öğretmen sıkıntısından sonra okul sıkıntısı gelmektedir. Nitekim 2002-2010 tarihleri arasında İmamoğlu’na yeni bir okul yaptırılmaması 4+4+4 sistemiyle bu sıkıntı daha da hissedilir olmuştur. İmamoğlu’ndaki okullara baktığımız zaman hepsini devlet yaptırmıştır. Bu durum göstermektedir ki İmamoğlu’nun zenginleri İmamoğlu’nu eğitim konusunda desteklememektedir.

KAYNAK
2011-2014 Eğitimde Stratejik Planlama, İmamoğlu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü